0212 572 50 53 - blthukuk@gmail.com

Yoksulluk Nafakası Nedir, Süresi Ve Miktarı Nasıl Hesaplanır?


YOKSULLUK NAFAKASI DAVASI*
GENEL OLARAK
Nafaka; bireyin yaşamını sürdürmek ve temel ihtiyaçlarını (yiyecek, giyecek, barınma, ulaşım, eğitim, kültür v.b.) karşılamak üzere yasal bir yükümlülük olarak, öncelikli ve zaruri olarak belirli aralıklarla hükmedilen paradır.
Nafaka ve nafakanın artırılması davaları kanundan doğan bir alacağın tespiti ve tahsili davası niteliğindedir.
Nafaka davalarını; boşanma davası ile birlikte (TMK. 169, 186/3,) veya boşanma davası açılmaksızın istenebilecek tedbir nafakası (TMK. 186/3, 197), boşanma davasıyla birlikte veya boşanma ilamından sonra istenebilecek yoksulluk nafakası (TMK. 174), boşanma davasıyla birlikte veya boşanma ilamından sonra müşterek çocuk/lar için talep edilebilecek iştirak nafakası (TMK. 182/2,3, 186/3), boşanma davalarıyla ilgisi bulunmayan alt-üst soy ve kardeşlerin birbirlerinden talep edebilecekleri yardım nafakası (TMK. 364), TMK’nın 157 ve 160. maddeleri atfı ile evlenmenin iptali davasında istenebilecek nafakalar (TMK. 169,182/2,3, 186/3), babalık davası ile birlikte istenebilecek iştirak nafakası (TMK.333) olmak üzere beş ana başlık halinde toplamak mümkündür.
Nafaka davalarında nafaka miktarının ne olacağı hususunda ülkemizde aşağıda belirtilen araştırma ve incelemeler dışında herhangi bir ölçü veya tablo söz konusu değildir. Bu konuda örneğin Almanya’da Dusseldorf Tablosu ile hangi gelir grubunda ve hangi yaşlara göre ne miktarda nafaka takdir edileceği hususunda düzenleme bulunmaktadır. Bu tablo kitap ekinde verilmiştir. Kanaatimce böylece eşit olmayan gelir ve statüdeki insanlar arasında eşitsizliğin eşit sağlanması suretiyle denkleştirici adalet sağlanması doğru bir yaklaşım olacaktır. Almanya dışında ayrıca Belçika ve Macaristan’da bu hususta nafaka tabloları söz konusudur.

YOKSULLUK NAFAKASI DAVASI

Konunun düzenlendiği TMK'nun 175 nci maddesi gereği;

"Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz."

Yoksulluk nafakası takdiri için, önce boşanmaya hükmedilmek ve sonrada olayda 3 şartın gerçekleşmiş olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar vermek gerekmektedir. Bu üç unsur ise şunlardır.
1- Bu konuda hüküm tesisi için öncelikle istek olması zorunludur. Bu isteğin dilekçeler teatisi safhasında yapılması gerekir. davacı istiyorsa dava veya cevasa cevap dilekçesinde, davalı istiyorsa yasal süresi içerisinde vereceği cevap veya ikinci cevap dilekçesinde talep etmesi gerekmektedir.
İstek olmadan yoksulluk nafakasına hükmedilemez. Miktarı belirtilmeden yapılan bir açıklamada yoksulluk nafakası talebi vardır denemez. Ancak dava dilekçesinde boşanmaya karar verilmesi ve miktarı da belirtilmek suretiyle nafakaya hükmedilmesi isteğinin yoksulluk nafakası isteğini de kapsadığı, böyle bir durumda yoksulluk nafakası hususunda da karar verilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Boşanma davası sırasında yoksulluk nafakası talep edilmemiş ve boşanma kararı dışında başka nedenlerle (örneğin velayet, kişisel ilişki veya tazminatlardan dolayı) karar bozulmuşsa, boşanma kararı kesinleştiğinden artık bu dava sırasında yoksulluk nafakasının talep edilmesi mümkün değildir. Böyle bir durumda talep sahibi eşin boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren 1 yıllık zamanaşımı (TMK.178) süresi içerisinde yetkili ve görevli mahkemede müstakil yoksulluk nafakası davası açması gerekir. 2- İstekte bulunanın, boşanmaya sebep olan olaylarda diğer eşten daha ağır kusuru olmaması lazımdır. Başka bir anlatımla, nafaka isteyenin boşanmada kusursuz olması, en azından kusurunun diğer eş ile eşit düzeyde bulunması gerekmektedir. Şayet boşanma istek sahibinin tam yada baskın kusuru ile gerçekleşmiş ise kendisine yoksulluk nafakası takdiri mümkün değildir. Talepte bulunan eşin diğerinden daha ağır kusurlu olup olmadığı ise somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecektir. Tamamen kusurlu eş lehine yoksulluk nafakası takdir edilemez. Örneğin, terk hukuksal nedenine dayalı açılan boşanma davası neticesinde boşanmaya karar verilmesi halinde, davalının daha ağır kusurlu olduğu anlaşıldığından davalı lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecektir. Ancak bazı hallerde hiçbir kusur olmamasına rağmen kusursuz eş aleyhine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi de mümkündür. Örneğin, akıl hastalığı nedenine dayalı davada davacının hiçbir kusuru bulunmamakla birlikte talep edilmişse akıl hastası davalı lehine yoksulluk nafakasına hükmedilecektir. Başka bir örnek olarak kadının zorla ırzına geçilmesi ve bu durumun diğer eş için evliliğin çekilmez hal almasından bahisle boşanma davası açılması ve boşanmaya karar verilmesi durumunda davacının hiçbir kusuru olmamasına rağmen davalı kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekecektir.Tarafların kusur durumları hakkında tüm boşanma davaları konularında yapılan açıklamalar eşliğinde konunun halli gerekir. (Bkz. Boşanma Davaları I. Kitap Sh: 39 vd. II. Kitap Sh: 6 vd.)
Belirli bir kusurundan söz etmeden davalıyla yapamayacağını belirtip almaları için kayınvalidesine haber vermesi sonucu evden ayrılan eşin tüm çabalarına rağmen ortak hayata dönmeyi sağlayamaması sonucu ümitsizliğe düşerek eşyalarını almak üzere geldiğinde önceki birikimlerin etkisi altında “ne yapayım öküz gibi ailesinin gözüne bakıyor” şeklinde söylediği sözler bir kasıtı değil bir birikimin sonucu oluşan tepkiyi ifade ettiği düşünülmeden bu davranışın boşanma nedeni olarak davalıya yönelik daha ağır kusur kabulü doğru olmayacağı gibi davacının eşini istememesine tepki olarak belirtilen sözlerin en azından davacının kusuru ile eşit olacağı bu durumda dahi koşulların varlığı halinde yoksulluk nafakasının verilebileceği (MK.nun M. 144, TMK 175) gözden uzak tutulmamalıdır.
Terkten dolayı açılan boşanma davasının kabulü halinde tüm kusur terk eden eşte olacağından artık terk eden eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemez.

3- Üçüncü koşul da, nafaka isteyenin, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğinin gerçekleşmesidir. Bir başka anlatımla boşanmama nedenleri ile yoksulluğa düşme arasında uygun nedensenlik bağının bulunması gerekir. Ancak kanunumuzda yoksulluğun tanımı yapılmamıştır.
Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 gün ve 656-688 sayılı ilamında; “...yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanlarının, yoksul kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.” Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk genel kurulu’nun yerleşik kararlarında, “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması” yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir. Bu ihtiyaçlar elbetteki tarafların evlilik birliği içerisindeki yaşam standartları, sosyal ve ekonomik durumlarına göre değerlendirilecek bir olgudur. Bu anlamda her somut olaya göre objektif ve subjektif kriterlere göre yoksulluk nafakası talep edenin boşanmadan dolayı yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin çözümlenmesi gerekir. Ülke şartlarına göre asgari ücretten daha az gelir sahibi olan yoksuldur. Ancak asgari ücret üzerinde gelir sahibi olan herkes için yoksulluğa düşmediği de kabul edilemez. Bu durumda temel kıstas ise yoksulluk nafakası talebinde bulunanın evlilik birliği içerisindeki yaşam standartıdır. Yani asgari ücret üzerinde bir geliri olan şahıs boşanmadan dolayı oturacağı muhit, kültürel ihtiyaçları ve diğer harcamalarını boşanmadan dolayı değiştirerek öncesine nazaran olumsuz şartlarda yaşaması sonucunu doğuracaksa bu durumdaki yoksulluk nafakası talep eden boşanmadan önceki yaşam standardına yakın şekilde yaşamasını sağlayacak bir yoksulluk nafakası takdiri zorunludur.

Örneğin, eşlerden birinin aylık 1.400.00 Tl. emekli maaşı ve üzerine haline münasip bir evi dışında bir geliri bulunmayan, diğerinin ise aylık kazancı 10.000,00 Tl. ve üzerine kayıtlı taşınmazları, bankalarda mevduatları ve yatırımları olan varlıklı birisi olduğunu farzedelim. Yukarıda belirtilen tüm şartların gerçekleşmesi halinde emekli maaşı dışında bir geliri ve mal varlığı bulunmayan bu eş boşanmadan dolayı yoksulluğa düşeceğinden evliliği sırasındaki standarda yakın zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya matuf yoksulluk nafakasına hak kazanacaktır. Buna rağmen her iki eşin de birbirlerine yakın asgari ücretin üzerinde emekli maaşı ile geçimlerini sağlamaları halinde ise eşlerin evlilik birliği içerisindeki yaşam standartlarında önemli bir değişiklik söz konusu olmayacağından artık yoksulluk nafakasına hükmedilemeyecektir. Eşlerin her ikisinin de yoksul, başka bir değimle tarafların evlilik birliği devam ederken de yoksul olduklarının anlaşılması halinde ise talep reddedilmelidir. Yani boşanmadan dolayı talepte bulunanın yoksulluğa düşüp düşmeyeceği ülkenin genel ekonomik şartları, tarafların evlilik birliği içerisindeki yaşam standartları, sosyal ve ekonomik durumları ve boşanmadan sonra bu standartların (zorunlu ihtiyaçlar bakımından) değişip değişmeyeceği tarafların gösterecekleri delillere (meslekleri ile ilgili bilgi ve belgeler, maaş bordroları, üzerlerine kayıtlı taşınmazlara ait tapu kayıtları, talepte bulunan lehine intifa hakkı gibi bir şerhin bulunup bulunmadığı, bu taşınmazların kıymetleri ve getirebilecekleri gelirleri, taşınmazın talepte bulunanın haline münasip bir ev olup olmadığı, talep edenin miras yoluyla kendisine kalan mal varlığı, intikal görmemiş olsa bile murisine ait veraset ilamı veya muris ile talepte bulunanın mirasçılık durumunu gösterir nüfus aile akit tablosu, tarafların zorunlu ihtiyaçları bakımından evlilik birliği içindeki yaşam standartları ve diğer hususlarda gösterecekleri tanık anlatımları,keşif, bilirkişi incelemesi ve raporu v.b.) göre çözümlenecek, sonuçta mevcut gelirin talepte bulunanı yoksulluktan kurtarmayacağının anlaşılması halinde talepte bulunan lehine yoksulluğunu ortadan kaldıracak miktarda yoksulluk nafakası bağlanmasına karar verilecektir.

Hükmedilecek miktar talepte bulunanın yoksulluktan kurtulmasını sağlamaya yönelik olduğundan ne az ne de aleyhine yoksulluk nafakası bağlanan eşi mağdur edecek kadar fazla (mali durumuna uygun miktarda) olmamalıdır. İspat külfeti boşanmadan dolayı yoksulluğa düşeceğini ileri süren, yani yoksulluk nafakası talep eden eşe aittir. Talepte bulunanın belli bir meslek sahibi olduğu, yoksulluğunu ortadan kaldırabilecek şekilde iş bulma olanağının bulunmasına rağmen çalışmayı reddettiğinin anlaşılması halinde ise bu durum TMK’nın 2. maddesindeki iyiniyet kuralıyla bağdaşmayacağı için yoksulluk nafakasına hükmedilemez.66 Kadının bir başkası ile karı koca gibi yaşadığı ve ihtiyaçlarının bu kişi tarafından karşılandığının anlaşılması halinde kadın lehine yoksulluk nafakası takdir edilemez. Boşanan eşin yokluğa düşmesi halinde kan hısımlarından nafaka isteme hakkının bulunması, boşanma sonucunda düştüğü yokluk sebebiyle eşinden nafaka isteyebilmesine engel değildir.
Yoksulluk nafakası talep eden eşin genç olması talebin reddi sebebi yoksululuk nafakasına hükmedilmesine engel teşkil etmez.
Boşanma davasında istenen yoksulluk nafakasının başlangıcı boşanma hükmünün kesinleştiği tarih, iştirak nafakasının başlangıcı ise velayet hakkındaki hükmün kesinleştiği tarihtir.
Boşanma davasının reddi halinde yoksulluk nafakasına hükmedilemez, yoksulluk nafakası süresizdir ve kararda belli bir süreyle (örneğin 2 yıl süreyle sınırlı olarak) yoksulluk nafakasına hükmedilemez. Ancak belli bir süreyle sınırlı olacak şekilde (örneğin boşanma kararının kesilştiği tarihten itibaren 2 yıl süreyle yoksulluk nafakası talep edilmişse) yoksulluk nafakası talep edilmişse mahkemece ancak talepte bulunanın hak kazandığının anlaşılması halinde taleple bağlılık kuralı gereği boşanmaya ilişkin hükmün kesinleştiği tarihten itibaren istenen süreyle sınırlı (verdiğimiz örnekte iki yıl süreyle) olacak şekilde karar verilmesi gerekecekitir. Aksi şekilde hüküm kurulması ise bozma nedeni olacaktır.Talep üzerine süreli olarak yoksulluk nafakasının belirlenmesi, belirlenen bu süre içerisinde yoksulluk nafakası miktarının artırılması veya azaltılması davası açmaya engel olmadığı gibi belirlenen süre içerisinde yoksululk nafakasının kaldırılması şartlarının gerçekleşmesi şartıyla nafakanın kaldırılmasına engel teşkil etmez.
Yukarıda işlenen yoksulluk nafakası boşanma davası sırasında istenen ve boşanmanın ferisi olan taleptir. Buradaki dava türleri ise bağımsız davalardır. Boşanma davası sırasında talep etmeyen ve yukarıdaki şartlara sahip eş tarafından boşanmaya ilişkin hükmün kesinleştiği tarihten itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde bağımsız yoksulluk nafakası talep ve dava edilebilecektir. Aynı şekilde boşanma davası sırasında veya boşanma kararının kesinleştiği tarihten sonra hükmedilen yoksulluk nafakasının tarafların durumlarındaki değişikliklerden dolayı artırılması, eksiltilmesi veya tamamen kaldırılması her zaman talep ve dava edilebilecektir.
Boşanma kararının kesinleştiği tarihten sonra yoksulluk nafakası istemiyle dava açıldığında, mahkeme öncelikle tarafların boşanmalarına ilişkin dava dosyasını celbederek boşanma davası sırasında bu davanın davacısının yoksulluk nafakası isteğinin olup olmadığı, böyle bir istek var ve reddedilmişse kesin hüküm sebebiyle bu davanın dinlenme imkanının bulunmayacağının, o dosyada yoksulluk nafakası hiç söz konusu edilmemişse, davacının boşanmaya yol açan olaylarda kusur derecesinin, boşanma kararının kesinleştiği tarih ile bu davanın açıldığı tarihlerde boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmediğinin araştırılması —boşanmanın kesinleştiği tarih ile bu yeni davanın açılış gününde boşanma ile illet bağı olan yoksulluğun ispatlanması.— gerekir.
Boşanma kararının kesinleşmediğinin anlaşılması halinde ise davanın dinlenme olanağı bulunmadığından reddi gerekecektir. Boşanma dosyasında tarafların sosyal ve ekonomik durumları tespit edilmişse o andaki durum ile bu davanın açıldığı tarihteki tespit edilecek sosyal ve ekonomik durumlarının karşılaştırılması ve yukarıda belirtilen şekildeki tarafların gösterecekleri delillere göre yoksulluk durumu, boşanma davasındaki kusur oranlarına göre de talepte bulunanın boşanmaya neden olan olaylardaki kusurunun diğer eşe nazaran daha az veya eşit olup olmadığı çözümlenecek, sonuçta talepte bulunanın yoksulluğa düştüğü ve daha az kusurlu olduğunun anlaşılması halinde ise gene yukarıda belirtilen şekilde talep eden lehine yoksulluğunu gidermeyi sağlayacak uygun miktar aylık veya toptan yoksulluk nafakasına hükmedilecektir. Aynı şekilde talep halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen yoksulluk nafakasının gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceği de karar altına alınabilecektir. Bu taleple ilgili olarak iştirak nafakası davasında yapılan açıklamalar aynen geçerlidir. (Bkz. İştirak nafakası davası) Boşanma davası sırasında talep edilen yoksulluk nafakasının başlangıcı boşanma kararın kesinleştiği tarih iken boşanma davasının kesinleşmesinden sonra talep edilen yoksulluk nafakasının başlangıcı ise dava tarihidir.
TMK’nın 176/ 4. maddesi uyarınca tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde daha önce bağlanan yoksulluk nafakasının artırılması veya azaltılması lehine veya aleyhine yoksulluk nafakası bağlanan tarafından dava edilmesi mümkündür. Kanunda açıkça artırım veya azatlımdan bahsedildiğinden ve 2. fıkrada tahdidi olarak yoksulluk nafakasının kendiliğinden veya talep edilmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılması halleri belirtildiğinden kanaatimce tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi hallerine istinaden yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılması mümkün değildir.
Hakkaniyet bir bakıma adaleti deyimler. Fakat, sevgi, anlayış ve hoşgörü duygularıyla, paylaştırıcı ve denkleştirici davranmak, adaletli davranmaktan daha başka ve daha ileride bir anlam taşır.
Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebilir. Ancak sözleşmeyle kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın aradan çok kısa bir zaman geçtikten sonra indirilmesi isteminde bulunmak, hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzedebilir.
Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü protokolle üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması yada azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Çünkü kendi kusuru (basiretsizliği v.b) ile mali imkanlarını zorlayan tarafın MK. nın 2. maddesinden yararlanması söz konusu olamaz.
Ancak TBK. nın 26. ve 27. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa (örneğin olağanüstü dalgalanmalarda edimler arasındaki denge altüst oluyor ve bu yüzden ifa aşırı derecede zorlaşıyorsa) güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korummazlığı ilkesi (MK. mad. 2) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, .sözleşmeye Hakimin müdahalesi gündeme gelir.
Yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, döviz cinsinden ödenmesi kararlaştırılan nafaka ve yükümlülüklerin Türk Lirasına çevrilmesi ve indirilerek uyarlanması; ancak önemli ölçüde döviz kurunda meydana gelebilecek değişiklik nedeni ile edimin aynen ifasının borçlu yönünden katlanılmaz hal almasına ve böylece işlem temelinin çökmüş bulunmasına bağlıdır.
Yoksulluk nafakasının artırılması ve azaltılması davalarında ispat külfeti davacıdadır. Yoksulluk nafakasının artırılması davasında öncelikle yoksulluk durumunun devam ettiğini geçen zaman içerisinde davalının mali ve sosyal durumunda olumlu kendi durumunda olumsuz gelişmelerin gerçekleştiğini ve daha önce hükmedilen nafakanın zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini, nafakanın azaltılması davasında ise yoksulluk nafakasına hükmedildikten sonra davalının mali durumunda olumlu kendi durumunda ise olumsuz gelişmelerin gerçekleştiği kanıtlanmalıdır. Örneğin, nafaka borçlusunun yeniden evlenmesi ve bu evlilikten çocuğunun olması veya ikinci eşin çocuğuna da bakması, mali durumunun nafaka miktarına göre azalması nafaka alacaklısının yoksulluğu ortadan kaldırmamakla birlikte ekonomik durumunun düzelmesi, gelir getirici imkana kavuşması, gelir getiren bir iş yapması, miras kalması, lehine intifa hakkı tesis edilen bir taşınmazın bulunması gibi durumlarda nafakasının azaltılması, nafaka borçlusunun gelirlerinin artması, lehine kazandırmaların olması, miras intikal etmesi ve nafaka alacaklısının zorunlu ihtiyaçları için bağlanan nafakanın ihtiyaçlarına cevap vermemesi gibi durumlarda ise nafakanın artırılması talep edilebilecektir.

Bu davalarda tarafların gösterebilecekleri deliller örnek olarak yoksulluk nafakası davası konusunda belirtilmiştir. Yoksulluk nafakası takdirine ilişkin davanın kesinleşme tarihi ile bu dava arasında geçen sürenin azlığı ve tarafların durumlarında bu süre içinde değişiklik tesbit edilememiş ise davanın reddine karar vermek gerekir.
TMK’nın 176/2. maddesinde ise nafakanın ortadan kalkması davası düzenlenmiştir. Maddede nafakanın ortadan kalkması iki şekilde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre; yoksulluk nafakasına hükmedildikten sonra nafaka alacaklısının evlenmesi, nafaka alacaklısı veya borçlusundan her hangi birinin ölmesi halinde yoksulluk nafakası kanunen kendiliğinden kalkar.

Bu durumlara rağmen nafakanın tahsili her hangi bir şekilde devam ediyorsa nafaka alacaklısı veya mirasçıları tarafından açılacak dava durumun tespiti niteliğindedir, çünkü bu durumlarda nafakanın kendiliğinden kalkacağı kanunun emridir.

Davada tarafların ölüm veya evlenme tarihlerini gösterir nüfus kayıtlarının celbi sonucunda başkaca bir delil istenmeden ölüm veya evlenme tarihinden itibaren nafakanın kaldırılmasına karar verilecektir.

Davada bu duruma rağmen haksız nafaka tahsili söz konusu ise icra dosyası da celbedilmek suretiyle fazla ödemelerin istirdadı da talep edilebilecek ve bu durumun varlığının ispatlanması halinde ayrıca haksız tahsil edilen nafaka bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmek gerekecektir.
Yoksulluk nafakasının mahkeme kararıyla ortadan kaldırılması nedenleri ise nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi (örneğin başka birisiyle resmi nikah olmaksızın dini nikahla veya kendi anlayışlarına göre başka usulle karı-koca gibi yaşamaları) yaşaması, lehine yoksulluk nafakası bağlanan eşin iş bu nafakanın bağlanmasının temel sebebi olan yoksulluğunun ortadan kalkmış olması yada lehine yoksulluk nafakası bağlanan eşin haysiyetsiz hayat sürmesi halleridir. Dikkat edilecek olursa nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkması yoksulluk nafakasının mahkeme kararıyla ortadan kaldırılması nedeni olarak kabul edilmiş olup maddenin 3. fıkrasında düzenlenen tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyet halinde nafakanın artırılması veya azaltılması bu nedene dayalı olarak yoksulluk nafakasının kaldırılmasına engel teşkil etmektedir. Nafakanın mahkeme kararıyla ortadan kaldırılması davasında ispat külfeti davacıdadır ve bu durumlar tanık anlatımları, davalının mali durumundaki değişikliklere ait araştırma sonuçları ile ilgili konularda belirtilen her türlü delillerle kanıtlanabilecektir. Davanın kabulü halinde ise nafakanın kendiliğinden kaldırılması davasının aksine geçmişe şamil olarak değil dava tarihinden itibaren nafakanın ortadan kaldırılmasına karar verilir. Dava süresince ödemeye devam edilmişse bunun müstakil olarak istirdadı talep edilebilecektir.
Yüksek Yargıtay daha önceki içtihatında anlaşmalı olarak hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasının istenemeyeceğini benimsemiş iken, son içtihatlarda; taraflar arasındaki nafaka, anlaşmalı boşanma sonucu belirlense dahi, nafaka borçlusunun sonraki zamanlarda elinde olmayan ve olağan dışı sebeplerle sosyal ekonomik durumunda önemli ölçüde değişiklik olup nafaka ödenmesi çekilmez bir hal aldığının tespit edilmesi hallerinde, mevcut nafakanın indirilmesi veya kaldırılmasının talep edilebileceğini kabul ettiği görülmektedir.

*Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Bulut-Velayet  (Çocukla Kişisel İliki Kurulmasi)  Ve Nafaka Davaları-Beta Yayınları
Bizi Arayın