0212 572 50 53 - blthukuk@gmail.com

Yabancı Unsurlu Aile Hukuku Davaları

YABANCI UNSURLU AİLE HUKUKU DAVALARI*
GENEL OLARAK
İnceleme konumuzu oluşturan talep ve davalarla ilgili olarak taraflardan herhangi birinin yabancı ülke vatandaşı olması halinde Türk Mahkemelerinin bu davaları ne surette çözecekleri hususu büyük önem taşımaktadır. Özellikle günümüzde gerek ekonomik gerekse insani boyutta ilişkilerin artmış, yoğun olarak yabancı ülke vatandaşlarının gerek yerleşik gerekse çeşitli nedenlerle ülkemizde yaşamları da göz önünde tutulduğunda artık yabancılık unsurlu davaların sayısında da artış gözlenmekle bu nitelikteki davaların açıklanmasında fayda görülmüştür.
Devletler Hususi Hukuku Kaideleri, yabancılık unsuru taşıyan (Milletlerarası unsur) belirli bir olay ve ilişkilere hangi Devletin maddi hukuk hükümlerinin uygulanacağını gösterir. Bu kaideler bir uyuşmazlığı bizzat çözümlemezler. Sadece, onu çözümleyecek olan yetkili maddi hukuk kurallarını belirtmekle yetinirler. Buradaki hukuk, mahalli hukuk veya yabancı bir hukuk olabilir. Devletler Hususi Hukuk Kaideleri iç hukuk kaideleri olduğundan her devletin kendine özgü bir Devletler Hususi Hukuku vardır. Devletler Hususi Hukuku, Maddi Özel Hukuk gibi, bireyler arasındaki adaleti kurmayı amaçlar.
Milletlerarası Medeni Usul Hukuku ise; yabancı unsurlu olay ve ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, diğer konular yanında, özellikle Türk mahkemelerinin davaya bakmaya yetkisi olup olmadığını belirleyen kaidelerin bütünüdür.

5718 sayılı “Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku” hakkındaki kanun; Devletler Hususi Hukukumuzun ana kaynağını oluşturur. Bu kanun “Milletlerarası Özel Hukuk” ile “Milletlerarası Usul Hukuku” olarak iki bölümde düzenlenmiştir.
Milletlerarası bağlantıları bulunan (Yabancı Unsurlu) olay ve ilişkilerden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklarda, mahkemelerin milletlerarası yetkilerini düzenleyen kaideler Usul Hukukunu meydana getirir.
1- YABANCILIK DURUMU VE BUNUN TESPİTİ KURALLARI
Yabancılar hukuku, bir ülkede bulunan yabancılar için, yabancı olmaları nedeniyle konulmuş olan kuralların tümünü teşkil eder.
Kişinin yabancılık vasfını tayin ederken onun gerçek veya tüzel kişi olup olmadığına bakmak gerekir. Bir gerçek veya tüzel kişinin yabancılık vasfının tespiti, bir bakıma vatandaşlığının tespitidir.
İnceleme ve dava konularımızı ise yabancı gerçek kişiler oluşturduğundan yabancı TÜZEL kişiler konusuna girilmemiştir.
Yabancı gerçek kişinin kim olduğunun tespiti, vatandaşın kim olduğunun tespitine bağlı olmaktadır. Yabancının tarfi, genellikle bu açıdan yapılmıştır.
Devletler Hukuku Enstitüsüne göre, yabancı, “bir devletin ülkesinde bulunan ve o devletin vatandaşlığını iddiaya hakkı olmayan kimse”dir. Bu tarife göre yabancı, başka bir devletin vatandaşı olabileleceği gibi, vatansız veya mülteci de olabilir.
Vatansız, hiçbir devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olmayan, herhangi bir devletin kanunlarına göre vatandaş sayılmayan kişidir.
Mülteci, vatandaşı olduğu memlekette vukubulan siyasi olaylar sebebiyle bu ülkeyi iradesiyle veya zorla terk etmiş ve yine bir devletin vatandaşlığına geçmemiş ve herhangi bir devletin diplomatik himayesi altında bulunmayan kimsedir.
Yabancıyı, ülkede ona tanınan haklar bakımından değil, vatandaşlık kriterine göre belirliyoruz. 2- YABANCILIK UNSURU TAŞIYAN DAVALARDA TÜRK MAHKEMELERİNİN YETKİSİ
Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk ile Türk Mahkemelerinin yetkisini, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun düzenlemektedir.
Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder. (MÖHUK m. 40)

Madde uyarınca, genel kural Türk mahkemelerinin yer itibariyle yetkisi iç hukuka göre belirlenecektir. Yani örneğin boşanma veya ayrılık davasında TMK’nın 168, evlenmenin iptali davalarında TMK’nın 160, nişanın bozulmasından doğan davalarda genel yetki kuralı olan HMK nun 6. maddesine göre yetkili mahkeme belirlenecektir.

Bunun yanı sıra iç hukukumuza rağmen Ülkemizin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelerle belirlenen yetki kuralları da iç hukuk kuralı olduğundan buna göre ve belirlenen bu yetki kuralına öncelik ve üstünlük tanımak suretiyle yer itibariyle Ülkemizdeki yetkili mahkeme belirlenecektir. İnceleme konumuza giren davalarla ilgili Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve bu sözleşmelerin uygulanması ile ilgili Adalet Bakanlığı’nın yayınlamış oyduğu genelgeler kitabın ekinde verilmiş olup, gerek yetki kuralları gerekse uygulanacak devlet hukuku kuralları bu doğrultuda belirlenecektir.
Çok taraflı sözleşmeler, taraf olan devletlerin uygulamaları gereken hukuk kuralarını oluşturmaktadır. Anayasamızın 90. maddesine göre de, uluslararası sözleşmeler yasa gücünde olup, bunların iptali için Anayasa Mahkemesi’ne dahi gidilemez. Yasama, yürütme ve yargı organları bu kurallara uymak zorundadır. Bağlayıcılık, iç hukuk açısından olduğu gibi uluslararası hukuk açısından da sözkonusudur.
5718 Sayılı Kanun ayrıca Türk Vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin olmak üzere istisnai (ayrık) yetki kuralı öngörmüştür.
5718 Sayılı Kanun’un 41. maddesi uyarınca; “Türk vatandaşlarının kişi hâllerine ilişkin davaları, yabancı ülke mahkemelerinde açılmadığı veya açılamadığı takdirde Türkiye’de yer itibariyle yetkili mahkemede, bulunmaması hâlinde ilgilinin sâkin olduğu yer, Türkiye’de sâkin değilse Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, o da bulunmadığı takdirde Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde görülür. ” Maddenin tatbik edilebilmesi için:
1- Davanın taraflarından birisinin Türk vatandaşı olması ve davanın da kişi hallerine ilişkin olması gerekir. Kişi hallerine ilişkin davadan kasıt, kişinin şahsi statüsünü ortaya koyan durumlardır.
2- Türk vatandaşının Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması,
3- Davanın Türk vatandaşının ikamet ettiği Ülkede açılamamış veya açılmamış olması gerekir.
Davacı bu her iki halde de, Türkiye’de dava açabilir. Zaten bir Türk vatandaşının Türk mahkemelerinde hak aramasının engellenmesi, anayasal hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. Buna ise cevaz yoktur. 3- YABANCI UNSURLU DAVALARDA UYGULANACAK HUKUKLA İLGİLİ KURALLAR
Aile hukukunu ilgilendiren dava ve işlemlerde Türk Mahkemelerinin yetkili olduğunun anlaşılması halinde davada taraflardan hangisinin veya başkaca hangi ülke hukukunun uygulanacağı sorunu karşımıza çıkmaktadır. Mevzuatımız inceleme konumuza giren dava ve işlerle ilgili olarak uygulanacak hukuku vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esaslarına göre tayin edilmesini öngörmektedir. 5718 sayılı Kanunun 3. maddesi uyarınca aksine bir hüküm bulunmadığı müddetçe dava tarihindeki vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esas alınmaktadır.
Bu yetki kuralları aile hukuku davalarında genel olarak kabul edilmektedir. İleride işlenecek davalarda da bu kurallar kabul gördüğünden kısaca bunların açıklanmasında yarar vardır. 3.a- VATANDAŞLIK ESASINA GÖRE YETKİLİ HUKUKUN BELİRLENMESİ
Vatandaşlık kişiyi bir devlete bağlayan hukuki ve siyasi bir bağdır. Vatandaşlığın kazanılma ve kaybedilme şartları her devletin milli yetkisine ait bir konudur. Bu bakımdan vatandaşlık hukuku milletlerarası değil bir iç hukuktur. Her devlet yalnız kendi vatandaşlık kanunları çerçevesinde bir kimsenin kendi vatandaşı olup olmadığını tayin yetkisine sahiptir.
Gerçek kişiler yönünden devlet-vatandaş ilişkisi, o devletin egemenlik hakkının doğal sonucu olduğundan bu konunun, yani uyrukluğun kamu hukuku alanına giren bir hukuki ilişki olduğu tartışmasız bir konudur. Zira, devlet, egemenlik hakkında dayanarak şartlarını önceden saptadığı hukuki statüye, kişileri kabul etmekte veya etmemektedir. Keza, her devletin, kendi uyruklarının kimlerden olacağını kendi yasalarıyla belirlemekte tamamen bağımsız olduğu milletlerarası hukukun benimsediği ana ilkelerden biridir. Nitekim, bu ilke 12 Nisan 1930 tarihli Uyrukluk Yasalarının Çatışması ile İlgili Bazı Sorunlara İlişkin Sözleşme’nin 1. ve 2. maddelerinde de açıkta doğrulanmış ve yenilenmiştir.
İlgilinin milli hukuku vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu hukuk olduğuna göre, bir devletin iç maddi hukukunun tatbiki için vatandaşlığının bilinmesi gerekmektedir. Hakim önüne gelen bir ihtilafta, milli hukukun tespiti zarureti ortaya çıktığında, bunu vatandaşlık hukuku prensipleri ile çözmek durumundadır. Yetkili hukukun tayininden evvel vatandaşlık statüsünün tespiti gerektiğinden, vatandaşlık hukuku, kanunlar ihtilafının bekletici meselesi olarak vasıflandırılmıştır.
Vatandaşlık esasına göre yetkili hukukun belirlenmesini düzenleyen 4. madde uyarınca; Bu Kanun hükümleri uyarınca yetkili olan hukukun vatandaşlık esasına göre tayin edildiği hallerde, bu Kanun’da aksi öngörülmedikçe:
a) Vatansızlar hakkında ikametgah, bulunmadığı hallerde mutad mesken, o da yoksa dava tarihinde bulunduğu devlet hukuku,
b) Birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olanlar hakkında, bunların aynı zamanda Türk Vatandaşı olmaları halinde Türk hukuku,
c) Birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olup, aynı zamanda Türk vatandaşı olmayanlar hakkında, daha sıkı ilişki halinde bulundukları devlet hukuku, uygulanır.
Doktirinde “daha sıkı ilişki halinde bulunulan devlet hukuku efektif vatandaşlık terimi ile de açıklanmaktadır. Efektif vatandaşlığın tespitinde, şahsın ilgili ülkede mutad meskene sahip olup olmadığına, o ülkenin dilini bilip bilmediğine, ülkeyle mesleki ve sosyal bir ilişkinin bulunup bulunmadığı, o devlete karşı görev ve sorumlulukları yerine getirip getirmediğine de bakılmalıdır.
5718 sayılı Yasanın 4/b. maddesi, birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olanlar hakkında, bunların aynı zamanda Türk vatandaşı olması halinde Türk Kanunlarının uygulanacağını hükme bağlamıştır. Kişi hem Türk vatandaşı, hem de bir veya birkaç yabancı devletin tabiiyetinde olması halinde, Türk mahkemesi onun sadece Türk tabiiyetinde olduğunu dikkate alması gerekir. Daha sıkı ilişki içerisinde bulunduğu devletin hukukunu uygulama cihetine gidemez.
Türk Hukukunda gerçek kişilerin vatandaşlık statüsü 403 sayılı Türk Vatandaşlık Kanunu’nda belirlenmiş olup, yabancı unsurlu nişanın bozulmasından doğan davada taraflardan birinin Türk Vatandaşı olması ve kişinin Türk Vatandaşlığını koruyup korumadığı, birden fazla ülke vatandaşı olarak gözükmesi veya çifte vatandaşlık halinde (örneğin Türk ve Avusturya vatandaşlığı) bu vatandaşlıklardan hangisine sahip olduğu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ve dava tarihi itibariyle İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nden sorulup tespit edilecektir.
403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 25/c madde ve bendi uyarınca Bakanlar Kurulu kararı ile Türk Vatandaşlığından çıkartılan ve bu nedenle nüfus kaydı kapatılan kişi Türk vatandaşlığını kaybetmiş olduğundan bu tarihten sonra açtığı davada MÖHUK un 2. maddesi uygulanacaktır. Buna göre; Hakim tarafından öncelikle Türk vatandaşı olmayan davacıya uygulanacak hukukun belirlenmesi, tüm araştırmalara rağmen ilgiliye uygulanacak hukukun tespitinin mümkün olmaması halinde ancak Türk Hukuku uygulanabilecektir.
Tarafların Yabancı kişinin vatandaşlığı ise kendi ülkesi yetkili makamlarınca tanzim edilen belgelerle ispatlanacaktır. Bu belgelerin mahkemece geçerli kabul edilebilmesi ve izlenmesi gereken yol hakkında aşağıda boşanma davasında “uygulanacak hukuk” başlığı altında ayrıntılı bilgi verilmiştir.

3.b- YERLEŞİM YERİ VE MUTAD MESKEN ESASINA GÖRE YETKİLİ HUKUKUN TESPİTİ
Yetki kuralları arasında bulunan ikametgah ve mutad mesken kavramlarının tanım ve içeriği iç hukukumuza göre yapılacaktır.
İkametgah (yerleşim yeri); bir kimsenin sürekli kalmak niyetiyle oturduğu yerdir. Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz. (TMK.m.19)

Bu tanıma göre yerleşim yerinin iki unsuru bulunmaktadır. Bunlardan birisi fiili oturmakken, diğer unsuru ise sürekli ve gerçek oturma niyetidir. Yurtdışında çalışan Türk Vatandaşlarının ise aksi sabit olmadıkça Türkiye’de yerleşim yeri sahibi oldukları kabul edilmektedir. Bu anlamda yurtdışında çalışan Türk Vatandaşının çalışma süresi neye ulaşırsa ulaşsın ikametgahı Türkiye’dir.

Mutad mesken ise, yerleşim yerini terk etmiş veya yerleşim yeri bulunmayan, kişinin yaşadığı yerdir. Bu tanımda karşımıza yabancıların almış oldukları ikametgah izinleri çıkmaktadır. Ülkemizde oturanlar bakımından sürekli ikametgah izin belgesinin varlığı yabancı kişinin ikametgahının Türkiye olduğunu gösterirse de geçici (süreli) ikametgah belgesi— Bir kimsenin geçici olarak bir yerde oturması oranın ikametgahi olduğunu göstermez. Yabancıların geçici ikametgah izni almış olmaları da ikametgah için yeterli sayılamaz.— ancak mutad mesken olarak kabul edilebilecektir. 4- TEMİNAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Türk mahkemelerinde dava açan yabancı kişiler, yargılama giderleriyle, karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 48. maddesi).
Bir davanın açılmasındaki teminat yatırılması yükümlülüğü hem Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda hem de yabancı ile ilgili davalarda 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki Kanunda düzenlenmiş bulunmaktadır. 6100 sayılı HMK Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayanlarla ilgili olarak genel bir düzenleme şekli getirmiş iken, 5718 sayılı kanunun 48. maddesi, sadece yabancı olan davacının teminat gösterme yükümlülüğünü düzenlediğine göre, artık yabancıların teminat göstermesi hakkında münhasıran bu Kanunun hükümleri uygulanacaktır. HMK’nun teminatla ilgili 84. maddesi ise sadece Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan Türkler hakkında uygulama alanı bulabilecektir.
Teminat yükümlülüğünün tek istisnası davacının vatandaşı olduğu ülke ile ülkemiz arasında eldeki davayla ilgili teminat alınmayacağına ilişkin bir sözleşmenin bulunması veya o ülkede bizim vatandaşlarımız tarafından açılan aynı nevi davalarda teminat alınmamasına ilişkin fiili bir uygulamanın bulunmasıdır.

Örneğin Ülkemizin de tarafı olduğu Çocuklara karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin 15 Nisan 1958 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 9/2. maddesi, 2 Ekim 1973 tarihli Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Lahey Sözleşmesi’nin 16. maddeleri uyarınca sözleşmelerin konusuna giren davalarda teminat aranmaz. Teminat davanın dinlenebilirlik şartı olduğundan talebe gerek olmaksızın mahkemenin davacının vatandaşı olduğu ülke ile ülkemiz arasında dava ile ilgili olarak teminattan muafiyet anlaşmasının veya fiili uygulamanın olup olmadığını Yüksek Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nden sorup bununla ilgili belgeleri de getirdikten sonra karşılılıklık esasına göre davacının vatandaşı olduğu ülkede Türk Vatandaşlarının açtıkları davada teminat muafiyetinin bulunduğunun anlaşılması halinde teminat alınması yoluna gitmeyecek, ancak karşılıklı bir uygulamanın bulunmadığının anlaşılması halinde ise yukarıda belirtilen şekilde hareket edilerek teminat şartını yerine getirtecektir. Bu şekilde bir araştırma yapılmadan işin esasına girilerek karar verilmesi ise bozma nedeni olacaktır. I- YABANCI UNSURLU EVLENMENİN İPTALİ DAVALARI
a- TÜRK MAHKEMELERİNİN MİLLETLERARASI YETKİSİ
Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi konuyu düzenleyen 5718 sayılı Kanun’un 40. maddesi uyarınca iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarına göre tayin edilir. Evlenmenin butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır. (TMK.m. 160) Buna göre evlenmenin butlanı davasında yer itibariyle yetkili Türk Mahkemeleri; eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. (TMK.m. 168) Maddede belirtilen yerleşim yeri veya birlikte oturma hukuki kavramları ise Türk Hukuku’na göre yorumlanıp, belirlenecek kavramlardır.
b- DAVADA UYGULANACAK HUKUK
Konu ile ilgili 5718 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca evlenme ehliyeti ve şartları tarafların her birinin evlenme tarihindeki milli hukununa göre çözümlenir.

Herhangi birinin milli hukukuna göre evlenme ehliyetine haiz olmayan veya şartlarını taşımayanın durumunun ne olacağı da aynı şeklide milli hukukuna göre halledilir. Aynı madde uyarınca evlenmenin şekli evlenmenin yapıldığı yer hukukuna (evlenme anına göre) tabidir. Örneğin bir Türk vatandaşı tatildeyken kilise evliliğinin benimsendiği bir ülkede ve o ülke vatandaşı ile evlenmiş olsun.

Evlenmenin şekli madde uyarınca evlenmenin yapıldığı devlet hukukuna tabi olduğundan geçerlidir ve artık Türk mahkemesinde evlenmenin bu nedenle iptali talep edildiğinde evlenme TMK’nın aradığı şatlarda ve resmi makamalarda yapılmamıştır denerek davanın kabulüne karar verilemeyecektir. Ancak verdiğimiz örnekte Türk vatandaşı eşin henüz 15 yaşında olduğunu ve evlenmenin yapıldığı devlet hukukunda da evlenme yaşının 15 olması nedeniyle nikahın kıyılmış olduğunu düşünelim. Söz konusu evlilik yapıldığı yer hukukunun öngördüğü ehliyeti taşıdığından O devlette geçerli olmasına rağmen evlenme ehliyet ve şartlarına eşlerin her birinin milli hukuku uygunacağından ve TMK’nın 124. maddesi uyarınca evlenen Türk vatandaşı evlenme ehliyetini taşımadığından bu evlilik geçerli olmayacaktır. Bu durumda evlenmenin hükümsüzlüğü söz konusu olacaktır.
Evlenmenin genel hükümlerine uygulanacak hukuk öncelikle eşlerin müşterek milli hukuku, eşlerin ayrı vatandaşlıkta bulunmaları halinde ise sırasıyla müşterek ikametgah, müşterek mutad mesken, bunun da bulunmaması halinde Türk Hukuku’dur.
Evlenmenin iptali davasında tarafların müşterek küçük çocuklarının varlığı halinde küçüğün şahsını veya mallarını korumaya yönelik tedbirlerde Türk Hukuku uygulanacaktır. Bu konuda ülkemizin taraf olduğu Küçüklerin Korunması Konusunda Makamların Yetkisine ve Uygulanacak Kanuna Dair 5 Ekim 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 23. maddesine koymuş olduğumuz çekince doğrultusunda, küçüğün ana-babası arasındaki evlilik bağının iptal edilmesi, son bulması veya ayrılığa ilişkin bir talep hakkında karar verecek hakimin, küçüğün şahsını veya mallarını koruma tedbirleri alma yetkisini saklı tutmuştur. Bu çekinceden de anlaşılacağı gibi ülkemizde görülecek yabancı unsurlu evlenmenin iptali, boşanma veya ayrılık davalarında tarafların vatandaşı oldukları Devletler belirtilen sözleşmenin tarafı olsalar dahi çocuğun şahsını veya mallarını korumaya yönelik tedbirler hususunda Türk Milli Hukuku uygulanacaktır. Ancak burada dikkat edilecek husus çocuğun şahsı veya malları hakkında daha önce çocuğun eski mutad meskeninin bulunduğu devletin makamları tarafından verilmiş bir tedbir kararının bulunmamasıdır. Aksi takdirde sözleşmenin 5/2. maddesininin açık hükmü uyarınca, küçüğün eski mutat meskeninin bulunduğu devletin makamları tarafından alınmış bulunan tedbirlerin bu makamlara önceden haber vermeden kaldırılamayacaktır.
II- YABANCI UNSURLU BOŞANMA VE AYRILIK DAVALARI
a-TÜRK MAHKEMELERİNİN MİLLETLERARASI YETKİSİ
Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, konuyu düzenleyen 5718 sayılı Kanun’un 40. maddesi uyarınca iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarına göre tayin edilir. Buna göre boşanma ve ayrılık davalarıyla ilgili olarak yetkili Türk Mahkemeleri eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. (TMK.m. 168) Maddede belirtilen yerleşim yeri veya birlikte oturma hukuki kavramları ise Türk Hukuku’na göre yorumlanıp, belirlenecek kavramlardır.
Mahkemelerin yetkisine yönelik itirazlar ilk itirazlardan olup bu husus mahkemece öncelikle ve esasa girilmeden, hadise şeklinde incelenerek sonuçlandırılır. Hakim hadise hakkındaki kararını derhal verir ve iki tarafa bildirir. Görüldüğü gibi yetki itirazı hakkında verilen ara kararının ilgilisine tebliğinde yasal zorunluluk bulunmaktadır. Belirtilen yasal kurala uyulmadan davalının yokluğunda hüküm kurulması savunmayı ve davanın sonucunu etkileyen önemli bir usul hatasıdır.
b- DAVADA UYGULANACAK HUKUK
Yabancı unsurlu boşanma veya ayrılık davalarında boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri hakkında Türk Mahkemesinin uygulayacağı hukuk, 5718 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca eşlerin aynı ülke vatandaşı olmaları halinde eşlerin müşterek milli hukuku, ayrı vatandaşlıkta olmaları halinde ise eşlerin müşterek ikametgahlarının bulunduğu ülke hukuku, eşlerin müşterek ikametgahlarının bulunmaması halinde eşlerin müşterek mutad meskenlerinin bulunduğu ülke hukuku bunun da bulunmamaması halinde ise Türk hukukudur.
Düzenleme uyarınca müşterek vatandaşlık, ikametgah ve mutad mesken esaslarına göre uyguyanacak hukuk benimsenmiş, bunların hiçbirisinin bulunmaması halinde ise Türk hukukunun uygulanması öngörülmüştür. Bu kurallar sırasıyla izlenecek, üstteki yetkili hukuk varken diğerine gidilemeyecektir. Yani eşler aynı ülke vatandaşı iken artık müşterek ikametgah veya müşterek mutad mesken yada Türk hukukunun uygulanması yoluna gidilemeyecektir. Aynı şekilde ayrı ülke vatandaşı olan tarafların müşterek ikametgahlarının bulunduğu ülke belirlenmişken müşterek mutad mesken veya Türk hukukunun uygulanması mümkün olmayacaktır.
Aynı kanunun 4. maddesi uyarınca eşlerin birden fazla ülke vatandaşı olmaları halinde her ikisinin de aynı zamanda Türk vatandaşı olmaları halinde Türk hukuku uygulanacaktır. Bu konuda Yüksek Yargıtay tarafların ortak muvafakatları halinde yetkili olan ülke hukukularından birinin uygulanmasını tarafların belirleyebileceklerini kabul etmiştir. Tarafların birden fazla devlet vatandaşı olmamalarına rağmen bu vatandaşlıklarının Türk vatandaşlığı olamaması halinde ise maddenin son bendi uyarınca bu vatandaşlıklardan tarafların daha sıkı ilişkilerinin bulunduğu devletin vatandaşlığı (gerçek vatandaşlık) esas alınarak daha sıkı ilişki halinde bulundukları devlet hukuku uygulanacaktır.
Boşanma davasının dinlenebilmesi için öncelikle tarafların vatandaşlık durumları, nüfus bilgileri ve geçerli surette evlendiklerinin belirlenmesi gerekir. Bu anlamda yabancının vatandaşı olduğu devlet ile Türkiye arasında resmi belgelerin geçerliliği hususunda ikili veya çok taraflı sözleşmenin olup olmadığının Adalet veya Dış İşleri Bakanlığı’ndan sorulup tespiti ve buna göre vatandaşlık durumları ile tarafların geçerli surette evli olup olmadıklarının belirlenmesi gerekir. Bu konuda Ülkemizin taraf olduğu 16.09.1984 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan “Yabancı Bazı Belgelerin Tasdikden Muaf Tutulmasına Dair Sözleşme” ve 16.01.1987 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan “Bazı İşlem ve Belgelerin Tasdikten Muaf Tutulmasına Dair Sözleşme” ler mevcuttur. Yabancının bu sözleşmelerin tarafı devlet vatandaşı olması halinde bu ülke yetkili makamları tarafından apostille şerhi verilmek suretiyle ibraz edilecek belgeler mahkemece aynen geçerli kabul edilecektir. Aynı şekilde tarafların evliliklerinin geçerli olup olmadığı evlenme aktinin yapıldığı ülke hukukuna tabi olduğundan bu ülke yetkili makamları tarafından verilmiş ve apostille şerhi ihtiva eden belgeyi de Türk Mahkemesi geçerli sayacaktır. Tabii ki bu durumda da evlenmenin yapıldığı ülkenin yukarıda belirtilen sözleşmelerin tarafı olması gerekir. Eğer yabancı kişinin vatandaşı olduğu devlet ile aramızda sözlemenin bulunmadığı veya yukarıda belirtilen sözleşmenin tarafı olmadığının anlaşılması halinde ise artık ibraz edilecek belgenin Türk Mahkemesinde geçerli kabul edilebilmesi için ibraz edilen belgenin tanzim edildiği Devlet’in Kanunlarına uygun olduğu hususunun O devletteki Türk Büyükelçiliği veya Temsilciliği tarafından tasdik edilmiş olması da gereklidir. Böyle bir tasdik bulunmadığı müddetçe ibraz edilen belgelerle tarafların vatandaşlık veya evliliklerine itibar edilemeyecektir.
Tarafların vatandaşlık durumları, nüfus bilgileri ve evli olduklarına ilişkin sorunlar halledildikten sonra yukarıda belitilen şekilde davaya uygulanacak hukuk belirlendikten sonra gerek tarafların yardımları gerekse uygulanak devlet hukukunun konu ile ilgili yasal düzenlemeleri Yüksek Adalet Bakanlığı’nı aracı kılmak suretiyle celbedilip, resmi tercümeler de yaptırılarak bu defa işin esasına geçilecektir. Usul hükümleri hakkında ise Türk hukuku uygulanacaktır.
Davada uygulanacak hukuk kurallarının açıkça Türk kamu düzenine açıkça aykırı olan kısımlarının ise davada uygulanması mümkün değildir. Ancak aynı madde uyarınca gerekli görülen hallerde kamu düzenimize aykırılık teşkil eden kısımlarda Türk hukuku uygulanacaktır. Örneğin bizim iç hukukumuzda ana ve babanın boşanmadan sonra müşterek çocuğun velayetini birlikte kullanmaları kabul edilmemekte, aksine bu durum kamu düzenine açıkça aykırı addedilmektedir. Örneğin eşlerin her ikisininin de Alman vatandaşı olduklarını kabul edelim. Türk hakiminin tarafların boşanma davasında uygulayacağı hukuk yetki kurallarına göre Almanya hukukudur ve bu ülke mevzuatına göre birlikte velayet mümkün olmasına ve tarafların da birlikte velayeti talep etmelerine rağmen bu düzenleme kamu düzenimize aykırı olduğundan artık birlikte velayete karar verilemeyecek, neticeten hakim çocuğun yaşı, maddi ve manevi yararlarını da göz önünde tutarak velayetin hangi eşe verileceğini Türk hukukuna göre hüküm altına alacaktır. Verdiğimiz örnekte getirilen düzenlemenin pek de adil olmadığı ortadadır. Tarafların her ikisinin de yabancı ve aynı ülke vatandaşı olmaları, kendi yaşam tarzları ve hukuklarına rağmen, keza bu kararın Almanya’da tenfiz edilmediği müddetçe Orada infaz olanağının bulunmaması, orada tenfizi istendiğinde bu defa da Almanya Mahkemesi’nin velayetin eşlerden sadece birisi tarafından kullanılmasını kamu düzenine açıkça aykırı addederek buna ilişkin tenfizi reddetmesi halinde boşanan eş ve çocuğun mağduriyetlerinin de artmasına ister Türk Mahkemesi isterse de Alman Mahkemesi sebep olacaklardır. Bu itibarla her iki tarafında yabancı oldukları ve uygulanan hukukun kabul ettiği düzenlemelerin kamu düzenimize aykırılığı söz konusu edilmemelidir, kananatindeyim.
5718 s. Kanunun 14/son maddesi uyarınca boşanma ve ayrılıkla ilgili geçici olmayan nafaka talepleri hakkında da uygulanacak yetkili hukuk boşanma ve ayrılıkla ilgili yukarıda belirtilen yer hukukudur. Verdiğimiz örneğe geri dönersek Almanya’da uygulanan Düseldorf tablosu ile eşler ve çocuklar için belirlenen nafaka miktarlarına göre mahkemece nafaka miktarları belirlenecektir.
Aynı şekilde boşanmanın eki niteliğindeki maddi ve manevi tazimnat, nafakalar, kişisel ilişki taleplerinde de 5718 s. Kanun’un 14. maddesi uyarınca boşanma davasında uygulanacak hukuk tatbik edilecektir. Örneğin yetkili hukukta şayet boşanma davası ile ilgili manevi tazminat düzenlenmemiş veya bu tür tazminatın hüküm altına alınamayacağı kabul edilmişse artık mahkemece istenen manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekecektir.
Gaiplik ve gaiplik hukuksal nedenine dayalı boşanma davasında, Türk Mahkemesi gaplik kararı ile ilgili olarak hakkında gaiplik kararı verilecek kişinin milli hukukuna göre çözümlenecektir. Gaipliğine karar verilmesi istenen eşin milli hukukuna göre gaiplik veya ölmüş sayılma kararı verilemeyen hallerde ise ancak bu eşin mallarının Türkiye’de olması veya davacı eşin veya mirasçılardan birinin Türk vatandaşı olması halinde Türk hukukuna göre gaiplik kararı verilmesi mümkün olacaktır. Bu şekilde gaiplik kararı ve buna istinaden boşanma talep edilebilecek, boşanma ile ilgili olarak da yukarıdaki şekilde yetkili hukuk tespit edilip, dava yetkili hukuk kurallarına göre çözülecektir.
Ülkemizde görülen yabancı unsurlu boşanma davasında tarafların müşterek küçük çocuklarının varlığı halinde çocuğun şahsının veya mallarının korunmasına ilişkin tedbirler hakkında yukarıda evlenmenin iptali davasında yaptığımız açıklamar aynen geçerlidir.
Yabancı Devlet Mahkemesince verilen boşanma kararının tanıması ve tenfizi ile ilgili olarak açılacak davalarla ilgili olarak Ülkemizin de taraf olduğu 17 Nisan 1975 tarih ve 1884 sayılı Kanun’la onaylanan, 14 Ekim 1975 tarih ve 15356 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Evlilik Bağına İlişkin Kararların Tanınması Hakkında Sözleşme” mevcuttur. Boşanmaya ilişkin yabancı ülke mahkeme kararının tanınması davasında kararı veren devletin söz konusu sözleşmenin tarafı olması halinde bu sözleşme hükümlerine göre, bu sözleşmenin tarafı olmaması halinde ise 5718 sayılı MÖHUK hükümlerine göre dava karara bağlanacaktır. Aynı şekilde tenfiz talep edildiğinde bu sözleşme hükümleri tatbik edilmeyecektir. Boşanmaya ilişkin kararı veren Devlet’in bu sözleşmenin tarafı olup olmadığı Dışişleri veya Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nden sorulmak suretiyle tespit edilecektir.
Evlilik bağına ilişkin kararların tanınmasını düzenleyen 1. maddesinde; 1- Tanınacak yabancı kararın ileri sürüldüğü ülkede verilmiş veya tanınmış olup kesin hüküm kuvvetini kazanmış başka bir kararla bağdaşmaz olmaması, 2- Tarafların haklarını müdafaa edebilmiş bulunmaları, 3- İlamın ileri sürüldüğü devletin kamu düzenini aşikar bir şekilde ihlal etmemesi, şartına bağlı olarak akit devletlerden birinden verilen kararların diğer akit devletlerde tanınmasını mümkün kılmıştır.
Sözleşmenin 7. maddesinin ilk fıkrasına göre, “bu sözleşme ile öngörülen tanıma münhasıran evlilik bağının zevaline, gevşetilmesine, varlığına veya yokluğuna, geçerliliğine veya butlanına ilişkin hükümler ile tarafların veya taraflardan birinin kusurlarını veya iptal halinde, iyi niyetini tespit eden hükümlerine uygulanır.”
Bu sözleşme ile, tazminat, çocuk teslimi, nafaka gibi çoğu kez cebri icrayı gerektiren durumlar dışında yabancı mahkeme boşanma ilamlarının tanınması ve tanıma kararına binaen boşanma olayının nüfus siciline işlenmesi mümkün kılınmıştır.

* Daha detaylı bilgi için bkz. Harun Bulut, Boşanma Davaları- Beta Yayınları
III- YABANCI UNSURLU NİŞANIN BOZULMASINDAN KAYNAKLANAN DAVALAR
a. TÜRK MAHKEMELERİNİN MİLLETLERARASI YETKİSİ
Konu ile ilgili özel bir düzenleme söz konusu olmadığından, Türk Mahkemlerinin milletlerarası yetkisi konuyu düzenleyen 5718 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarına göre tayin edilir. Nişanın bozulmasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile hediylerin iadesi davasında belirtilen yer mahkemeleri yetkili mahkemelerdir.
b. UYGULANACAK HUKUK
2675 sayılı kanunun 12. maddesi uyarınca: 1)Nişanlanma ehliyeti ve şartları taraflardan her birinin kendi milli hukukuna tabidir. 2)Nişanlanmanın hükümlerine ve sonuçlarına müşterek milli hukuk, taraflar ayrı vatandaşlıkta iseler Türk hukuku uygulanır.
Görüldüğü üzere vatandaşlık esasına, nişanlıların aynı vatandaşlıkta olup olmadıklarına göre uygulanacak hukukun belirlenmesi kabul edilmiştir.
Nişanlıların yabancı ve aynı vatandaşlıkta olmaları ve nişanın bozulmuş olması halinde nişanlanma ehliyeti ve şartları (Burada sözü edilen ehliyet ve şartlar dava tarihindeki değil, nişanlanma anındaki ehliyet ve şartlardır.) taraflar aynı vatandaşlıkta oldukları için, müşterek milli hukukuna tabi olacağından nişanlanma ve sonuçlarına ilişkin yasal düzenlemeler getirtilip, tercümeleri de yaptırılarak nişanlanma ehliyet ve şartları çözümlenecek kendi milli hukuklarına göre geçerli bir nişanlılığın varlığı halinde bu defa tarafların müşterek milli hukukları tespit edilerek nişanlanmanın hükümleri ve sonuçları bu belirlenen müşterek milli hukuk hükümlerine göre halledilecektir. Yani Türk Milli Hukuku uygulama alanı bulmayacaktır. Aksine tarafların ayrı vatandaşlıkta olmaları halinde ise nişanlanma ehliyeti ve şartları tarafların her birinin kendi milli hukukuna göre belirlenecektir. Her iki ihtimalde de mahkemenin uygulanacak hukuku res’en tespit zorunluluğu bulunduğu gibi, taraflardan bu konuda yardım da isteyebilir. 5718 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesi uyarınca; Hakim, Türk Kanun İihtilafı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku resen uyulayacağı için 5718 sayılı Kanun uyarınca tespit edilen yabancı hukuk varken tarafların muvafakatlarına veya muvafakat etmemelirene binaen başka bir ülke hukukunun tatbiki mümkün değildir.
Ancak tarafların hem Türk hem de yabancı ülke vatandaşı olmaları halinde, tarafların ortak karar alarak örneğin Türk Hukukunu veya yabancı ülke hukukunun kamu düzenimize aykırılık teşkil etmemesi halinde yabancı hukukun uygulanmasını talep etmeleri halinde seçtikleri hukuk uygulanacaktır. Bu içtihatın yukarıdaki genel kurala aykırı bir yönü bulunmamakla birlikte aynı Kanun’un 4. maddesinin 1. fıkrasının b bendindeki düzenlemeye aykırı bulunmaktadır. Çünkü sözü edilen fıkra uyarınca; Birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olanlar hakkında, bunların aynı zamanda Türk Vatandaşı olmaları halinde Türk hukuku uygulanır. Ancak kanaatimce içtihat genel hukuk ilkelerine uygun bir yaklaşımdır ve tarafların ortak yetkili hukuklardan birini tercih etmeye hakları olmalıdır.
Nişanın geçerli şekilde yapılıp yapılmadığı ise aynı Kanun’un 7. maddesi uyarınca nişanın yapıldığı Ülke hukuku veya nişan sözleşmesinin esası hakkında yetkili olan hukuka göre çözümlenecektir. Örneğin bir İngiliz vatandaşı ile Alman vatandaşının Almanya’da nişanlandıklarını ve her ikisinin de işlerinden dolayı ülkemizde yaşadıkları dönemde ve Antalya’da nişanlılardan İngiliz vatandaşının kusurlu davranışlarından dolayı nişanın bozulduğunu ve bir Türk vatandaşı ile evlendiğini, nişanın bozulmasından dolayı diğer nişanlının İngiliz vatandaşından Ülkemizde yukarıda işlenen taleplerle dava açtığını farzedelim. Böyle bir durumda nişan sözleşmesinin geçerli şekilde yapılıp yapılmadığı nişanın yapıldığı yer hukukuna göre veya nişan sözleşmesinin esası hakkında yetkili kılınan hukuka göre çözümlenecektir. Somut olayda nişanlanma sözleşmesi Almanya’da yapıldığından nişanın geçerli olup olmadığı MÖHUK’un 7. maddesi gereğince Almanya hukukuna göre sonuçlandırılacaktır. Hak ve fiil ehliyeti sorunu ise 8. maddeye göre çözümlenecektir. Maddeye göre; Hak ve fiil ehliyeti ilgilinin milli hukukuna tabidir. Yani her bir nişanlının nişan anında nişanlanmaya ehil olup olmadıkları her birinin milli hukukundaki düzenlemeye göre belirlenecektir.
Eğer geçerli şekilde nişanın varlığı kabul edilirse bu defa esasa girilecek, nişanlanmanın hükümleri ve sonuçlarının halline geçilecek ve 12/2. madde uyarınca tarafların müşterek milli hukuku bulunup bu müşterek milli hukukun nişanın bozulmasından dolayı öngördüğü yasal düzenlemeye göre tarafların karşılıklı delillerine göre dava sonuçlandırılacaktır. Tarafların ayrı vatandaşlıkta olmaları halinde ise nişanlanmanın hükümleri ve sonuçlarına Türk hukuku uygulanacaktır. 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca; Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hallerde, Türk hukuku uygulanır. Ancak bu düzenlemenin şekle ilişkin olmadığı esasa ilişkin olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Örneğin uygulanacak hukukun nişanlanmanın evlenme mecburiyetini öngören hükmü kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil edeceğinden yabancı hukuk bu konuda uygulanmayacaktır.
Yine 2675 s. Kanun’un 2. maddesinin açık hükmü uyarınca; Yabancı hukukun olaya ilişkin hükümlerinin tüm araştırmalara rağmen tespit edilmemesi halinde, Türk hukuku uygulanır.
Uygulanacak yabancı hukukun kanunlar ihtilafı kurallarının bir başka hukuku yetkili kılması halinde bu hukukun maddi hükümleri uygulanır.
Nişanlanmanın hükümleri ve sonuçları hakkında müşterek milli hukuk ise, aynı Kanun’un 3. maddesine göre belirlenecektir. Maddeye göre; yetkili hukukun vatandaşlık, ikametgah veya mutad mesken esaslarına göre tayin edildiği hallerde, aksine hüküm olmadıkça, dava tarihindeki vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esas alınır.
Nişanlılardan birinin Türk vatandaşı olması halinde ise artık nişanlanmanın hüküm ve sonuçları hakkında Türk Milli Hukuku uygulanacaktır.

İç hukukumuza göre kesin yetki kurallarının olmadığı davalarda mahkemenin yetkisizliği ancak ilk itiraz olarak ve esasa cevap süresi sona ermeden dile getirilibileceğinden yetkisiz yerde açılmasına rağmen süresi dışında veya usulüne uygun yapılmayan davalının yetki itirazı ise iç hukukumuz gereği değer görmeyip davanın esasına girilecektir. Bunun gibi bütün usule ilişkin kurallarda Türk İç Hukuku kuralları geçerli olacaktır. Her iki ihtimalde de usule ilişkin olarak Türk Hukuku hükümleri tatbik edilecektir.
Ülkemizde açılan yabancı unsurlu davalarda Türk Mahkemesinin yer itibariyle yetkili olmadığına ilişkin davalının itirazda bulunması halinde bu husus iç hukukumuza göre hadise şeklinde ve ön mesele yapılmak suretiyle çözümlenecektir. İlk itiraz olarak ileri sürülmeyen itiraz ise süresinde yapılmadığından reddedilerek işin esasına geçilecektir. Yukarıda verdiğimiz örnekte davacının Bursa’da dava açtığını düşünelim. İç hukukumuza göre Bursa Aile Mahkemesi bu davalarda yetkili olmamasına rağmen nişanlanma ile ilgili yetki kuralı kamu düzenini ilgilendirmediğinden artık yetki itirazı olamadığı müddetçe Türk Mahkemesi davanın reddine karar veremeyecektir. Bunun gibi davalının iç hukukumuzun tespit ettiği yetkili yer mahkemesi dışında başka bir yetkisiz yer mahkemesini yetkili olarak göstermesi veya usulüne aykırı yetki itirazında bulunması halinde de mahkemece iç hukuk düzenlememiz uyarınca bu yetki itirazını reddederek işin esasına girmek zorunda kalacaktır. Buna rağmen davalının usulüne uygun yetki itirazında bulunması halinde ise yetkisizlik kararı verilecekir. Verdiğimiz örneğe geri dönecek olursak, nişanın bozulması aynı zamanda haksız fiil olduğundan davalının usulüne uygun bir biçimde yetkili yer olarak Antalya Aile Mahkemesi’ni göstermesi halinde ise mahkemece; yetki itirazının kabulü ile dava dilekçesinin reddine ve kararın kesinleşmesi halinde talep üzerine dava dosyasının yetkili Antalya Aile Mahkemesi’ne tevdiine karar verilecektir. Esasa giren mahkeme ise yargılama usul ve esaslarını Türk İç Hukuku’na göre yürütüp karara bağlayacaktır.
Davaya bakacak yetkili bir Türk Mahkemesi mevcutsa, davanın Türkiye’de görülmesi gerekir. Diğer bir anlatımla yetkili bir Türk Mahkemesinin olmaması halinde yetki itirazı yapılabilir. Türk Mahkemesi yetki itirazı üzerine sadece kendisinin Milletlerarası yetkiye sahip olup olmadığını inceler. Milletlerarası yetkiye sahip olmadığının tespiti halinde başka bir ülkenin yetkisini belirlemeden davanın reddine karar vermesi icabeder. Çünkü, Türk Mahkemesi yabancı mahkemeye yetki veremeyeceği gibi atıflandırmada da bulunamaz. Yine yabancı unsuru ihtiva eden bir davada Türkiye’de yer itibariyle Türkiye’de yer itibariyle yetkili mahkeme mevcutken yetkisiz bir mahkemede davanın açılması halinde yetki itirazının isabetli görülmemesi sebebiyle ret kararı verilip işin esasının incelenmesi icabeder.
Kanunun 8. maddesi uyarınca; zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tabidir. Yukarıda yapmış olduğumuz açıklamalar nişanın bozulmasından kaynaklanan manevi tazminat ve hediyelerin geri verilmesi davaları için de geçerlidir.

* Daha detaylı bilgi için bkz. Harun Bulut, Boşanma Davaları- Beta Yayınları
* Daha detaylı bilgi için bkz. Harun Bulut, Nişanın Bozulmasından Kaynaklanan Yabancı Unsurlu Davaları- Beta Yayınları

Bizi Arayın