0212 572 50 53 - blthukuk@gmail.com

Nişanın Bozulmasından Kaynaklanan Davalar

NİŞANIN BOZULMASINDAN KAYNAKLANAN DAVALAR* GENEL OLARAK:
Nişanlanma; aralarında evlenmeye engel yasal bir durumları bulunmayan, evli olmayan bir kadın ve erkeğin ileride evlenmek amacı ile yaptıkları kendine has özellikleri ve hukuki sonuçları bulunan ve herhangi bir şekle bağlı olmayan bir sözleşmedir. Nişanlanma ve evlenmeyi kanun kesinlikle birbirinden ayırmıştır. Nişanlanma evlenmenin bir ön safhasıdır. Nişanlanma safhası, nişanlıların birbirini iyi tanımaları ve evlenmeye hazırlanmaları için öngörülmüştür. Nişanlanma sözleşmesi, evlenmenin bir ön safhası ve kişiye sıkı sıkıya bağlı kişilik haklarından olma özelliğinden dolayı mutlaka evlenmekle sona erdirilmesi zorunluluğu bulunan bir sözleşme değildir. Nişanlının bu itibarla mutlaka evlenme vaadinde bulunması TMK. nun 23 ve 25. maddeleri TBK.’nun 27. maddeleri gereğince geçersiz olduğu gibi, TMK.’nun 119. maddesi uyarınca da nişanlanma sözleşmesinin taraflara evlenmeye zorlamak için dava açma hakkı tanımayacağı, sonuçta tarafların evlenmemeleri halinde evlenmekten haklı veya haksız bir nedenle kaçınan aleyhine herhangi bir cayma tazminatı veya cezai şartın öngörülemeyeceği ve bu taleplerin öngörülmüş olması halinde geçersiz olmasından dolayı dava konusu edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Örneğin, taraflardan herhangi birinin haklı veya haksız nedenlerle evlenmeye yanaşmamaları halinde birbirlerine şu kadar para tazminat, şu taşınmazın adına tesciline karar verileceği gibi sözleşmeden cayma veya cezai şart öngörülmesi mümkün olmayacağı gibi öngörülen bu şartların dava konusu edilmesi de mümkün olmayacaktır. Böylece kişilik haklarının mutlak, dokunulmaz, devredilemez, kanuna ya da ahlaka aykırı sınırlandırılamaz ana kuralı konunun önemine binaen özel olarak vurgulanma ihtiyacı duyulmuştur.

Maddede bu düzenlemenin bulunmaması halinde dahi genel kurallar uyarınca bu sonuca varılması da mümkün olacaktı. Bu düzenleme sözleşme özgürlüğünün kanun tarafından özel olarak sınırlandırılmış olduğu özel bir nitelik taşımaktadır.
Nişanın bozulmasından dolayı talep edilebilecek haklar ve davalar evlenme amacıyla yapılan harcamalar ve katlanılan maddi fedakarlıklar (maddi tazminat), nişanın bozulmasına neden olan olaylardan dolayı kişilik haklarına saldırıdan doğan manevi tazminat davası ile nişan hediyelerinin geri verilmesi davalarından ibarettir ve bunun dışında başka talepler mümkün değildir. 1-MADDİ TAZMİNAT DAVASI:
Davanın dayanağını TMK. nun 120. maddesi oluşturmaktadır. Düzenlemeye göre maddi tazminat talep edebilmek için: a-Taraflar arasında bir nişan sözleşmesinin varlığının ispatlanması gerekir. Kanun’da nişanlanma sözleşmesi her hangi bir şekil şartına bağlanmamış olup, nişanın varlığı her türlü delille ispatlanabilir. Nişanlanma sözleşmesi, birbirleriyle evlenmek isteyen kadın ve erkeğin nişanlanma hususundaki iradelerini açıklamalarıyla meydana gelir. Taraflar iradelerini şekle bağlı veya üstü örtülü (zımni) olarak açıklayabilirler. (TBK.md.1) Evlenme vaadi açık olmadığı takdirde hangi sözlerin ve davranışların buna delalet edeceği çevrede hakim olan telakkilere, tarafların kişisel durumlarına ve bağlı oldukları sosyal tabakaya göre belirlenir. Bununla beraber nişanlanmadaki sınırsız serbesti “nişan” ile “flört” arasındaki farkı ortadan kaldırmamalıdır. Bu nedenle nişanlanmanın mevcut olup olmadığına karar verebilmek için “iki tarafın evlenme vaadini taşıyan iradelerinin karşılıklı ve birbirine uygun surette açıklanmış olunması” hususu araştırılmalıdır. Bu itibarla sadece ve yalnız beraber yaşama, metres hayatı sürme vs. nişanlı olmaya yetmez. Nişanın varlığı bazen, o ülkede geçerli olan örf ve adetin aradığı hususların gerçekleşip gerçekleşmemiş olmasına göre değerlendirilir; fakat örf ve adete uygun olarak yapılmayan bir nişanlanma da geçerli sayılmalıdır. Nişanlanma sözleşmesinin varlığını ileri süren taraf bunu ispat ile yükümlüdür. Prof. TUOR’un da belirttiği üzere; “Nişanlılık, nişanlıların ileride evlenmeyi isteme hususundaki rıza beyanlarının mücerret mutabakatı ile meydana gelir, Kanun buna nişanlanma akdi der. Binaenaleyh nişanlanma hiçbir şekle bağlı değildir. O basit rızai bir akittir. Şüphesiz burada da vakıalardan haklar çıkarmak isteyen taraf, onu ispata mecburdur. Ancak bu ispat, yazılı vesika, şahitler, yüzük teatisi v.s. gibi herhangi bir tarz ve delil ile olabilir. (Tuor, İsviçre Borçlar Kanunun Federal Mahkeme İçtihatlarına Göre Sistemli İzahı; Çev. Amil Artus, Ank. 1956, Sh: 123) Taraflar arasında açık veya örtülü bir nişanlanmanın varlığının ispatlanamaması halinde davanın reddine karar verilir.
Tarafların aileler veya başkalarının da katılımı ile açıkça nişanlanmaları halinde ispat bakımından bir problem söz konusu olmayacaktır. Bu şekilde evlenme vaadi iradelerinin açık değil de üstü örtülü açıklandığı durumlarda ise nişanın varlığı, tarafların gerçek amaçlarının evlenme vaadiyle yapılmış bir nişan sözleşmesi mi olduğu, yoksa davacının hukuka ve ahlaka aykırı bir sonuç elde etmek amacıyla mı hareket ettiği; tarafların birbirlerine yazdıkları mektuplar, başkaları ile tanıştırmalarda birbirleri için kullandıkları sözler, birlikte çektirdikleri resimler, ailevi ilişkiler, çevrede hakim olan telakkiler, otel kayıtları, tarafların kişisel durumları ve bağlı oldukları sosyal tabaka v.b. olaylar ve yargılara göre ispatlanabilir. Tarafların hukuksal biçimde nişanlı olmamaları ve de evlilik dışı olarak bir araya gelmeleri ve bir süre karı koca gibi yaşamalarını sağlamak amacı ile verilen şeyler geri istenemez. İktisapta bulunan kimsenin de haksızlık veya ahlaksızlıkla hareket etmiş bulunmasının geri alma bakımından önemi yoktur. Zira burada “iki tarafta ahlaka aykırı hareket etmiş ise zilyet tercih olunur” kuralı caridir. Ayrıca, Borçlar Kanunun 65. maddesine göre hukuk veya ahlaka aykırı bir sonuç elde etmek için verilen şeyler geri istenemez. b-Nişanın davalı tarafından haklı bir neden olmaksızın veya davalıdan kaynaklanan bir nedenle bozulmuş olması gerekir. Kanun koyucu hangi durumların nişanın bozulmasında haklı neden olacağını belirtmeyerek, bunun takdirini her somut olaya göre hakime bırakmıştır. Bu durumun varlığı da gene iddia sahibi olan davacıya aittir ve aynı şekilde her türlü delille ispatlanabilir.Yüksek Yargıtay haklı bir neden olmaksızın nişanı bozan tarafın tazminatı gerektirecek nitelikte kusurlu olduğunu kabul etmektedir. Davada bu unsurun bulunup bulunmadığı her somut olayın özelliğine, tarafların kişisel durumları, bağlı oldukları sosyal çevre ve yukarıda belirtilen delillere göre mahkeme tarafından tespit ve takdir olunur.

Örneğin, davalının alkol bağımlısı, daha önce evlilik yapıp boşanması, bu evliliğinden çocuğunun olması, davalının kendisini kariyer sahibi bir meslek veya eğitimi olmadığı halde bu yönde tanıtması, davacı ve çevresini bu yönde ikna etmesi, bulaşıcı bir rahatsızlığını gizlemesi vb. Bu kapsamda haklı nedenlerle nişanın bozulması veya davalıdan kaynaklanmayan başka bir anlatımla davacıdan kaynaklanan bir nedenle nişanın bozulması hallerinde maddi tazminat talebinin reddine karar verilecektir. Tarafların nişanlandıkları tarihte evli olup olmadıkları nüfus kayıtları celbedilerek tespit edilmelidir. Evli kişinin nişanlanması hukuken mümkün olmayacağından taraflardan birinin evli olmasına rağmen bunu diğerine açıklamadan nişanlanmayı gerçekleştirmesi ve daha sonra bunu öğrenen tarafın nişanı bozması halinde haklı nedenle bozmuş olacağından maddi tazminat talebine hak kazanabilecektir. Tarafların evlenmiş olmaları halinde ise birbirlerine vermiş oldukları nişan hediyelerini talep edemeyeceklerdir. Borçlar Kanunu’nun 237. maddesi hükmüne göre bağışlayanın bir şeyi bağışlanana teslim etmesi ile elden bağışlama vücut bulur. Nişandan sonra nikah gerçekleştiğinden hediye artık alanın malvarlığına girdiğinden ve bağışlamadan dönülmesini gerektirecek bir nedenin varlığı da ileri sürülmemişse davanın reddine karar verilmesi gerekecektir. c-Davacının talebinin TMK.’nun 120.maddesinde belirtilen hususlardan olması gerekir. Yani davacı ancak evlenme amacı ile, a-Yapmış olduğu harcamalar, b-Nişan giderleri, c-Nişanlanmadan dolayı katlandığı maddi fedakarlıklar bedelini talep edebilecektir.
Her üç talep için de ön şart ancak evlenme amacı ile yapılmış olmalarıdır. Yani evlenme amacı ile yapılmayan harcamalar, nişan giderleri ve maddi fedakarlıklar maddi tazminat davası adı altında talep edilemeyecektir.
Evlenme, ancak, nişanlanmadan sonraki safhada düşünülebileceğinden, nikahın icra olunması kanaati de, ancak, bu safhada yapılan giderler için söz konusu olabilir. Kanun, bu şeklideki düzenlemeyle, nişanlanma masraflarının, parasal yönden evlenmeye bir icbar etkisi yapmasını önlemiş bulunmaktadır. Bu nedenlerle nişanlanmanın duyurulması ile ilgili olarak yapılan giderlerin nikahın icra olunacağı kanaati ile yapıldığı kabul edilemeyeceğinden nişanlanmanın duyurulması için, yapılan toplantıda, kadın çalgıcıları getiren vasıtaya, kadın çalgıcılara ödenen para, nikahın icra olunacağı kanaatiyle yapılmış giderlerden bulunmadığından talep edilemeyecektir. Kural olarak, maddi tazminat isteğinin kabulüne karar verilebilmesi için talepte bulunanın nişanın haksız olarak bozulmasından dolayı mal varlığında bir eksilmenin meydana gelmiş olması gerekir.
Madde uyarınca talep edebilecek harcamalar, nişan giderleri ve maddi fedakarlıkların takdirinde TMK.nun 2.3.ve 4.maddelerindeki dürüstlük kuralları ön planda tutulacaktır.Bu kapsamda harcamaların iyi niyetle ve nikahın yapılacağı kanısı ile yapılmış olması gerekir. Bu da tarafların sosyal ve ekonomik durumları, toplumun değer yargıları, yaşam tecrübeleri ve her somut olayın özelliklerine göre takdir olunacaktır.

Tarafların nişan harcamaları konusunda mutabık olup olmadıkları, nişanı yapan tarafın bunu abartıp aşırı ve gereksiz harcamalar yapıp yapmadığı da dürüstlük kuralları çerçevesinde değerlendirilecek, neticeden dürüstlük kuralı çerçevesi dışında kalan kısımların reddine karar verilecektir.Tarafların harcamalar ve davacının katlanmak zorunda kaldığı maddi fedakarlıkların miktarı hususunda anlaşamamaları halinde mahkemece keşif yapılarak durumun özelliğine göre alanında uzman kişilerden de yararlanarak bilirkişi raporu alınmalıdır.
Madde içeriğinden de anlaşılacağı üzere haklı bir neden olmaksızın nişanın bozulmasına sebebiyet verilmiş ise kusursuz nişanlıya ödenecek olan evlenme akdinin icra olunacağı kanaatiyle ve ileride yapılacak evliliğe ilişkin olarak iyiniyetle yapılan masraflara karşılık uygun bir tazminattır, yoksa tam bir tazmin söz konusu değildir. Bu tazminat tayin edilirken tarafların sosyal ve ekonomik durumu, kültür seviyesi, yerel gelenek ve görenekler ile sosyal yapı göz önünde tutulmalıdır. 2- NİŞANIN BOZULMASINDAN DOĞAN MANEVİ TAZMİNAT DAVASI:
Evlenmek amacıyla nişanlanan tarafların nişanlanmadan sonra gelişen olaylardan dolayı, nişanlanmanın evlenmeye icbar hakkı vermemesi nedeniyle evlenmeye zorlayamama özelliği yanı sıra nişanın bozulmasından dolayı kişilik hakları saldırıya uğrayan nişanlının da diğer nişanlıdan duyduğu elem ve ıstırapların telafisi için manevi tazminat istemeye hakkı olmalıdır.

İşte bu temel düşünceden hareketle nişanın bozulmasından dolayı kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat talep ve davası TMK.’nun 121. maddesi ile kabul edilmiştir. Manevi tazminatın niteliği hakkında aşağıda boşanma davasının ferisi olan manevi tazminat davasında yaptığımız açıklamalar bu dava için de geçerli olacağından tekrardan kaçınmak için burada açıklama yapılmasına gerek duyulmamıştır. Evlenmek amacıyla herhangi bir şekil şartı öngörülmeden gerçekleştirilen nişan sözleşmesi ile evlenme tarihine kadarki süre içinde tarafların birbirlerini yeterince tanımaları amaçlanmaktadır. İşte evlenme anına kadarki dönemde nişanlıların çeşitli nedenlerle nişanı bozmaları doğaldır ve nişan sözleşmesinin doğasından evlenmeye icbar söz konusu olmadığı gibi her nişanın bozulması da manevi tazminatı gerektirmeyecektir. Bu itibarla davanın dinlenmesi için gerekli bir takım şartların varlığı ve ispatlanmasına ihtiyaç vardır. Davanın şartları: 1- Yukarıda belirtilen şekilde geçerli bir nişan sözleşmesinin varlığının talep eden nişanlı tarafından ispatlanması gerekir. Bununla ilgili yukarıda nişanın varlığı ve ispata yönelik açıklamalar burada da aynen geçerlidir.
2- Nişanın davalı nişanlının kusurlu davranışları sonucunda bozulduğunun davacı tarafından ispatlanması gerekir.
3- Son olarak nişanın bozulmasından dolayı davacının kişilik haklarına saldırının varlığının da yine davacı nişanlı tarafından ispatlanması gerekir.
Bir nişanın bozulmasının, taraflarda değişik şiddet ve ölçülerde de olsa üzüntü yaratması ve menfaatleri haleldar etmesi doğaldır. Doğal olan bu üzüntü ve menfaat ihlali, manevi tazminata esas alınamaz. Başka bir anlatımla üzüntü duymak başlı başına manevi tazminatı gerektirmez. Manevi tazminat talep edebilmek için, kişilik haklarının ihlali, terk edilen nişanlının şeref ve namus duygularının yaralanmış olması veya çevresine karşı küçük düşmüş, itibarının zedelenmiş olması gerekir. Nişanın bozulmasına neden olan olaylardan dolayı diğer nişanlının kişilik haklarına saldırı teşkil eden ve dolayısıyla manevi tazminatı gerektiren olaylara örnek olarak; nişanlı kızın iğfal edilmesi, mutat nişanlılık münasebetleri ötesinde çok samimi bir suretle devam eden ilişkiden sonra yada taraflardan birinin diğeri hakkında iffet, namus veya sağlık bakımından yakışık almayan dedikodular çıkarması sebebiyle nişanın bozulması, davacı nişanlıya veya yakınlarına karşı ağır suç işlenmesi, nişanın devamı sırasında başkaları ile aşırı samimi ilişkilerin kurulması, kaçma veya kız kaçırmalar gösterilebilir.
3- NİŞAN HEDİYELERİNİN İADESİ DAVASI (TMK m.122)
Nişanlanmanın evlenme dışında her hangi bir sebeple sona ermesi halinde her iki nişanlı birbirleri aleyhine veya nişanlıların ana veya babaları ile ana veya baba gibi davrananlar diğer nişanlı aleyhine nişan nedeni ile diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyelerin aynen veya dava tarihindeki bedelinin tahsilini talep ve dava edebilirler. Nişanlıların birbirlerine verdikleri hediye ve yaptıkları bağışın nişanlılık nedeni ile yapıldığı asıldır. Nişan hediyelerini bizzat nişanlılar birbirine verebileceği gibi; ana, baba, babaanne, dede, abla, kardeş gibi nişanlının çok yakınları da nişanlanan çocukları için, onun adına, diğer nişanlıya hediye verebilirler. Davanın dinlenebilmesinin ilk şartı nişanın varlığının ispatıdır ve ispat külfeti davacı yana düşer. Tarafların hukuksal biçimde nişanlı olmamaları ve de evlilik dışı olarak bir araya gelmeleri ve bir süre karı – koca gibi yaşamalarını sağlamak için verilen şey, bir başka anlatımla evlilik dışı yaşamayı sağlamak amacı ile verilen şey geri istenilemez. İktisapta bulunan kimsenin de haksızlık veya ahlaksızlıkla hareket etmiş bulunmasının geri alma bakımından bir önemi yoktur Zira burada “iki tarafta ahlaka aykırı hareket etmişse zilyet tercih olunur” kuralı caridir. Bu davanın dinlenilebilmesi için nişanlıların kusurlarının bulunup bulunmadığı veya evlenme dışında nişanın hangi nedenle sona erdiğinin ispatına (Maddede nişanı sona erdiren sebeplerin tek tek ( bozulma, ölüm, gaiplik kararı şeklinde) sayılması yerine “Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse” ifadesi kullanılmıştır. Böylece nişanlılık evlenme dışında ne sebeple sona ererse ersin madde gereğince hediyelerin geri verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Maddenin genel gerekçesinden) gerek yoktur. Davacının talep edebileceği şeyler, aleyhine dava açılan nişanlıya vermiş oldukları hediyelerden ibarettir ve sadece kanunun deyimi ile alışılmışın dışındaki (mutad olmayan) hediyelerin iadesi istenebilir. Başka bir anlatımla mutad olan nişan hediyeleri geri istenemez. Bu itibarla taraflar arasında geçerli bir nişanın varlığının ispatını müteakip dava konusu hediyelerin nişan nedeni ile diğer nişanlıya verilip verilmediği, hediye edeninin nişanlı veya onunun babası veya anası dışında ancak nişanlının ana veya babası gibi davranan kişilerden olup olmadıkları, hediyelerin alışılmış dışında hediye olup olmadıklarının tespiti ve çözümü gerekecektir. Talep edilen hediyelerin davalı nişanlıya verilip verilmediğinin ispatı davacıya ait olmakla birlikte davalının hediyelerin aynen iade edildiğini savunması halinde artık ispat külfeti(hediyenin aynen iade edildiği hususu) davalı yana geçer. Yüksek Yargıtay’ın yerleşik kararları uyarınca; bir nişan hediyesinin “mutad” (alışılmış) sayılabilmesi, bunun yöresel örf ve adete göre verilen hediyelerden olması hususu yanında, bu gibi hediyelerin “maddi değerinin günün koşullarına göre fahiş olmayan” hediyelerden bulunmasına bağlıdır ki, bu fahişlik olgusu da daha çok tarafların mali ve sosyal durumlarıyla ölçülmek gerekir. Yani özellikle söz konusu hediyeyi veren nişanlının mali gücünü aşarak (örneğin, büyük borç yükü altına girerek yada mal varlığını elinden çıkarmak suretiyle temin edip) verdiği hediyenin onun yönünden mutad sayılması ve fahiş olmayacağının kabulü düşünülemez. Aksi takdirde, hediye verilen nişanlının haksız zenginleşmesine de yol açılmış olur. Yukarıda belirtilen surette hediyelerin alışılmışın dışında hediye olduğunun (Bu konuda tarafların sosyal ve ekonomik durumları tespit edilerek, gerek yöresel örf ve adet gerekse hediyenin fahiş olup olmadığı hususlarında nişanlıların bulundukları yöredeki örf ve adeti bilen bir bilirkişi marifetiyle tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ve örf ve adete göre dava konusu hediyelerden hangilerinin alışılmışın dışında olduğunun belirlenmesi gerekir.) tespiti halinde mahkemece davacının nitelik ve nicelik olarak hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ayrıntılı olarak belirttiği (Eğer talepler müphem ise kalem kalem iadesi istenen hediyelerin türleri, miktarları ve tutarları ayrı ayrı gösterilerek) hediyelerin dava tarihindeki değeri bilirkişiden de yararlanılarak alınacak rapor doğrultusunda tereddütten uzak açık bir şekilde aynı surette kalem kalem ve karşısına dava tarihi itibarıyla değerleri de gösterilerek hediyelerin aynen iadesine, aynen ide olmadığı takdirde mislen iadesi talep edilmişse mislen bu mümkün olmadığı takdirde dava tarihi itibarı ile belirlenen değerinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilecektir. İadesi talep olunan hediyelerin bir kısmının alışılmış hediye olduğuna karar verilmesi halinde ise bunlara yönelik taleplerin reddine karar verilecektir. Örneğin el öpme nedeni ile davacının davalı nişanlıya verdiği para giyinilmekle, kullanılmakla eskiyen veya tüketilen eşyalar, giyim eşyası ve makyaj takımı iade kapsamı dışındadır. Yüksek Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca nişan yüzükleri dışında takılan altınlar mutad hediyelerden değildir. Yüksek Yargıtay’ın her türlü altınları olağandışı hediye olarak kabul etmesi, günümüz ekonomik şartlarına ve yukarıda belirttiğimiz ölçülere uygun değildir. Örneğin artık günümüzde çeyrek altın takmak, bu hediyeyi takan nişanlı, nişanlının ana babası veya ana veya babası gibi davrananlar için maddi fedakarlık anlamında fahiş kabul etmek mümkün değildir. Asıl olan bu gibi altından yapılan nişan hediyelerinin aynen iadesidir. Davalı taraf bunları elinden çıkarsa bile, benzerlerinin temini mümkün oldukça bedelinin ödenmesi ile aynen iade borcu ortadan kalkmaz. Hüküm altına alındığı halde aynen iadesi mümkün olmayan ve benzeri de temin edilemeyen veya davalı tarafça bedeli istenen bu gibi nişan hediyelerinin aynen iadeleri yerine dava tarihindeki değerinin ödenmesine karar verilebilir. Nişan yapıldığı ve hediyelerin verildiği veya nişanın bozulduğu gündeki altın eşyaların değeri, dava tarihinde tespit olunan değerlerinden azsa, bu bedellerin ödenmesine karar verilmekle de, aynen iade karşılığının ödenmesi sağlanmış olmaz. Böyle bir durumda altın nişan hediyelerinin dava tarihinde saptanan değerine değil nişanın yapıldığı ve hediyelerin verildiği veya nişanın bozulduğu gündeki bedelin ödenmesine karar vermek gerekir. İadeye konu hediyenin aynen veya mislen iadesi mümkün olamıyorsa davalının sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca hediye verenin mal varlığında olan noksana göre değil, özellikle alanın mal varlığında iade zamanında mevcut olan fazlalığa göre belirlenerek bedelinin tahsiline karar verilecektir. TMK. md. 122/2’de “hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa” karşılığının sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri verilmesi öngörülmüştür. Birçok hallerde aynen mevcut olmayan hediye mislen mevcuttur. Buna rağmen yürürlülükteki hükme göre davalının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre hediye yerine bir bedel ödemek suretiyle kurtulması, özellikle paranın değer kaybına uğradığı büyük oranlı enflasyonların yaşandığı dönemlerde haksız sonuçlara yol açmaktadır. Bu nedenle maddeye hediyenin sadece aynen bulunmamasının yeterli olmadığı, mislen mevcut ise yine davalının hediyeyi mislen temin edip tazmin etmesi esası eklenerek, mislen ifası mümkün olamayan bir hediye söz konusu ise, o zaman bunun yerine değerinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ödenmesine karar verilmesi kabul edilmiştir. (TMK.’nun 122/2. fıkrasının genel gerekçesi) TBK.nun 77. maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca hediyelerin iadesinin talep edilebilmesi için de verilen hediyelerin sadece gelecekteki evliliği gerçekleştirmek veya kolaylaştırmak için verilmiş olması şarttır. Örneğin alınan bu içtihatta olduğu gibi nişanlı kızın nişanlı erkeğin kardeşi olan davacının, elini öpmesi nedeniyle verdiği iddia olunan para böyle bir hediye niteliğinde olmadığından sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca da istenemeyecektir. Aynı para maddi tazminat adı altında da talep edilemeyecektir. Nişan hediyelerinin iadesi esas itibariyle nedensiz zenginleşme hukukuna tabidir. Özel bir nedensiz zenginleşme hükmü olarak kabul edilmekte olan TMK 122/2, (hediye, aynen iade edilir) denilmektedir. Buna göre de iade, hediyeyi verenin mal varlığında olan noksana göre değil, özellikle alanın malvarlığında iade zamanında mevcut olan fazlalığa göre belirlenir.
Öbür yandan, nedensiz zenginleşmede davacının geri alma hakkının, buna karşın davalının geri verme borcunun doğması, bunların mal varlıklarının birbirinin zararına ve yararına olmak üzere karşılıklı yoksullaşma ve zenginleşmelerine bağlıdır ve bunun doğal sonucu olarak da, bu geri alma hak ve borcunun doğum anı, nedensiz yoksullaşma ve zenginleşme olgularının gerçekleştikleri andır. O halde, geri isteme hakkının kapsamı kural olarak, anılan hak ve borcun doğdukları tarihten daha önce belirlenemez. Zira, geri alma, bu yoksullaşma ve zenginleşmenin sonucudur ve bu olgular gerçekleşmeksizin geri alma söz konusu değildir. Hemen belirtmekte yarar vardır ki, nedensiz zenginleşmede önemli olan malik olma öğesi olmayıp ekonomik anlamda zenginleşme öğesidir. Alan tarafından kullanılmış ve iyiniyetle kısmen veya tamamen karşılıksız olarak elden çıkarılmış ise, hediyelerden geriye ne kalmışsa yalnız onun verilmesi gerekir. Hükümde iadesine karar verilen nişan hediyeleri hiçbir tereddüde yer bırakmaksızın açık şekilde belirtilmeli, hükümde bilirkişi raporuna atıfta bulunulup sadece buna işaret edilerek infazda tereddüt ve şüpheye yer verilmemelidir. TMK. nun 122. maddesi ölüm sebebiyle bozulan nişandan dolayı hediyelerin geri alınmasına cevaz vermemiştir.


*Daha detaylı bilgi için bkz. Harun Bulut, Aile Hukukunda Maddi Ve Manevi Tazminat Davaları Nışanın Bozulmasından Kaynaklanan Davalar Yabanci Unsurlu Davalar, Beta Yayınları

Bizi Arayın