0212 572 50 53 - blthukuk@gmail.com

İştirak Nafakası Nedir, Kim Öder, Mahkeme Miktarını Nasıl Belirler?

İŞTİRAK NAFAKASI DAVALARI*
1-GENEL OLARAK
Nafaka; bireyin yaşamını sürdürmek ve temel ihtiyaçlarını (yiyecek, giyecek, barınma, ulaşım, eğitim, kültür v.b.) karşılamak üzere yasal bir yükümlülük olarak, öncelikli ve zaruri olarak belirli aralıklarla hükmedilen paradır.
Nafaka ve nafakanın artırılması davaları kanundan doğan bir alacağın tespiti ve tahsili davası niteliğindedir.
Nafaka davalarını; boşanma davası ile birlikte (TMK. 169, 186/3,) veya boşanma davası açılmaksızın istenebilecek tedbir nafakası (TMK. 186/3, 197), boşanma davasıyla birlikte veya boşanma ilamından sonra istenebilecek yoksulluk nafakası (TMK. 174), boşanma davasıyla birlikte veya boşanma ilamından sonra müşterek çocuk/lar için talep edilebilecek iştirak nafakası (TMK. 182/2,3, 186/3), boşanma davalarıyla ilgisi bulunmayan alt-üst soy ve kardeşlerin birbirlerinden talep edebilecekleri yardım nafakası (TMK. 364), TMK’nın 157 ve 160. maddeleri atfı ile evlenmenin iptali davasında istenebilecek nafakalar (TMK. 169,182/2,3, 186/3), babalık davası ile birlikte istenebilecek iştirak nafakası (TMK.333) olmak üzere beş ana başlık halinde toplamak mümkündür.
Nafaka davalarında nafaka miktarının ne olacağı hususunda ülkemizde aşağıda belirtilen araştırma ve incelemeler dışında herhangi bir ölçü veya tablo söz konusu değildir. Bu konuda örneğin Almanya’da Dusseldorf Tablosu ile hangi gelir grubunda ve hangi yaşlara göre ne miktarda nafaka takdir edileceği hususunda düzenleme bulunmaktadır. Bu tablo kitap ekinde verilmiştir. Kanaatimce böylece eşit olmayan gelir ve statüdeki insanlar arasında eşitsizliğin eşit sağlanması suretiyle denkleştirici adalet sağlanması doğru bir yaklaşım olacaktır. Almanya dışında ayrıca Belçika ve Macaristan’da bu hususta nafaka tabloları söz konusudur.
2- İŞTİRAK NAFAKASI DAVASI
Boşanma davası ile birlikte istenecek iştirak nafakasının yasal dayanağını oluşturan TMK’nın 182/2. maddesi uyarınca; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Bilindiği üzere velayet çocuğun reşit olması ile kendiliğinden sona ereceğinden, reşit olan çocuğun eğitimine devam etmesi istisnası (bu durumda artık küçük reşitse velisi değil kendisi tarafından talep edilebilir) dışında iştirak nafakası da bu tarihte kendiliğinden sona erer. İştirak nafakası ancak boşanma kararının kesinleşmesi ile başlayan bir nafaka çeşididir, öncesi ise tedbir nafakasıdır. Mahkemece boşanma davası sırasında talep olmadığı sürece çocuk lehine iştirak nafakasına hükmedilemez. Aşağıda işlenen yoksulluk nafakası için Yüksek Yargıtay miktarı da belirtilmek suretiyle istemi şart olarak öngörmekte ise de iştirak nafakası isteyenin miktarını belirtmemesi halinde TMK’nın 182. maddesi uyarınca boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlü olduğundan bu durumda mahkemece talepte bulunan eşten talep ettiği iştirak nafakısının miktarını sorup, çocuk ya da çocuklar lehine iştirak nafasına hükmedilmesi gerektiğini belirtmektedir. — Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. O halde velayeti temyiz edene tevdi edilen çocuk için iştirak nafakasına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. Boşanma sırasında annenin iştirak nafakası istemiyorum şeklindeki sözleri, küçüğün ergin olacağı tarihe kadar sürecek olan nafakayı kapsamaz. İştirak nafakası heran doğup işleyen haklardandır. Mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile küçüğün ihtiyaçları dikkate alınıp uygun bir nafaka takdiredilmesi gerekir. Açıklanan husus üzerinde durulmaması usul ve yasaya aykırıdır.
Yapılan yargılama neticesinde çocuğun velayetini kullanma yetkisi verilen eşin talebi halinde küçüğün maddede belirtildiği üzere bakım ve eğitim giderleri için velayet hakkı kendisine tevdii edilmeyen eşin katkısı parasal olarak belirlenerek bu meblağın küçüğün velisine verilmesini karar altına alacaktır. Mesele eşlerin katılım oranlarının tespitinde odaklanmaktadır. Bu anlamda küçüğün nafaka kapsamındaki ihtiyaçları ve bunun parasal miktarı belirlenerek, tarafların gerçek gelirlerine, mali durumlarına göre eşlerin buna katılım oranları belirlenerek velayeti kendisine tevdii edilen eş dışındaki eşin ödemesi gereken nafaka miktarı tespit olunacaktır. Bu konuda gerekirse mahkemece bilirkişi incelemesi dahi yaptırılabilir. Birden fazla çocuk bulunması halinde her biri için yaşları ve ihtiyaçlarına göre kararda açık bir şekilde her biri için ne kadar miktarda nafakaya hükmedildiği belirtilmelidir.
İştirak nafakasının miktarının takdirinde hangi hususların göz önünde bulundurulacağı TMK’nın 330. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre iştirak nafakasının miktarı; çocuğun ihtiyaçları, ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenecek, çocuğun şahsi gelirleri varsa bu gelirleri de göz önünde bulundurulacaktır. Hiç kuşkusuz bu kriterlere göre nafaka miktarı tarafların gösterecekleri delillere göre belirlenecektir.
Velayet kendisine tevdi edilmeyen taraf buna rağmen kendi maddi ve ekonomik olanakları ölçüsünde müşterek çocuğun başta bakım ve barındırma olmak üzere her türlü okul, eğitim ve gelişme giderlerine katılmakla yükümlüdür. Diğer taraftan iştirak nafakası belirlenirken ana ve babanın parasal olanakları göz önünde tutulmakla birlikte velayet hakkı kendisine tevdii olunmuş tarafın bu görev nedeniyle emeğinin ve yüklendiği sorumlulukların karşılığı olağan harcamaların da dikkate alınması zorunludur.
Ne var ki, nafaka miktarının belirlenmesine esas alınması gereken ister bakım ve barındırma isterse okul, eğitim ve gelişme giderlerinin özenti ve aşırılığa kaçmadan doğru, makul ve gerçekçi sınırlar içinde kalmasına özen gösterilmesi toplumun ve çevrenin genel yaşam gelişim ve eğitim çizgisinin gözden uzak tutulması ve nihayet kişisel ve aşırı istekler ile toplumun lüks ve fantazi kabul edebileceği ihtiyaçlar için velayet kendisine bırakılmayan tarafın ağır yükümlülüklerine maruz bırakılmaması gerekmektedir.
Her anne ve baba çocuğun en iyi şartlarda yetişmesini ve en iyi eğitim görmesini, hiç bir şeye gereksinme duymamasını ve her şeye sahip olmasını ister. Bu duyguyu ve evlat sevgisinin derinliğini anlamamak olanaksızdır. Ancak istekler gereksinmeler sınırsız değildir. Her güzel ve iyi şeyin mutlaka daha güzeli ve iyisi vardır. Böyle durumlarda makul, insaflı ve gerçekçi olmak sınırı ve ölçüyü doğru belirlemek kaçınılmaz. Hele ana ve babaların kendi aralarındaki uyuşmazlıklar için çocukların durumlarını ve gereksinimlerini istismar etmekten önemle kaçınmaları gerekir.
TMK’nın 182/2. maddesi uyarınca boşanmış eşlerden velayet kendisine verilmiş olan eş evvel emirde çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılamak yükümlülüğü altındadır. Velayet kendisine verilmeyen eşin sorumluluğu ise buna gücü oranında katılmaktan ibaret olup borcu kendisine velayet verilen eşe karşıdır.
Veli tarafından kesinleşen boşanma davasından sonra iştirak nafakası davası açılması halinde mahkemece boşanan eşlerin çocuklarını da gösterir nüfus aile akit tabloları ve bilhassa boşanma ilamı celbedilmeli, boşanma ilamında velayet hakkını kullanma yetkisi verilen küçüğün ilamdaki ismi ile celbolunan nüfus kaydındaki küçüğün isminin aynı olmaması halinde taraflardan küçüğün isminin boşanmadan sonra değiştirilip değiştirilmediğinin taraflardan sorulması (isim tashihleri kanunen nüfus kaydında belirtildiğinden buna göre durum anlaşılmaktadır) şayet boşanma ilamında yanlışlık varsa öncelikle gerekli tavzih veya tashihin yaptırılması ve bundan sonra hüküm kurulması gerekir.
Boşanma davası sırasında talep edilmeyen iştirak nafakası boşanma davasından sonra küçüğün yasal temsilcisi tarafından diğer eş aleyhine açılacaktır. Eğer küçük velayeti kendisine bırakılan velisinden bu nafakayı isteyecekse, velisi ile arasında menfaat çatışması bulunduğundan, böyle bir dava önüne gelen mahkemece durum tespitine müteakip TMK’nın 426/2. maddesi uyarınca bu davaya münhasır küçüğe (davacıya) temsil kayyımı atanması için küçüğün son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine müzekkere yazarak kayyım atanmasını sağlayarak kayyımın duruşmada hazır bulundurularak böylece taraf teşekkülü sağlandıktan sonra delillerin toplanması safhasına geçilmelidir. Yeri gelmişken bu surette ihbar üzerine iş kendisine intikal eden vesayet makamı (sulh hukuk mahkemesi) davada yetkili olduğunu anladıktan sonra derhal küçüğe kayyım atamalı, bu konuda takdir hakkı bulunmadığını unutmamalıdır.
Boşanma davası sırasında iştirak nafakasının istenmemiş olması davanın kesinleşmesinden sonra çocuğun ergin olmasına (evlenmekle, kazai rüşt de bu kapsamdadır ve bu haller de kişiyi ergin kıldığından iştirak nafakası sona erer. Çünkü maddede açıkça ergin olması ibaresi vardır, yaş belirtilmemiştir.) kadarki süre içerisinde velayet kendisine tevdii edilen eşin müstakil iştirak nafakası açmasına engel teşkil etmez. Velayet kendisine tevdii edilmeyen eş lehine yoksulluk nafakası takdir edilmişse bu eş aleyhine iştirak nafakasına hükmedilemez. İştirak nafakasının çocuğun ergin olduğu tarihte kanunen sona ermesinin tek istisnası ise TMK’nın 328. maddesinin son fıkrasındaki düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre “çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.” Çocuk ergin olduğundan velayet de kendiliğinden ortadan kalkacağı için eğitimi devam eden ergin çocuk ana veya babasından yada her ikisinden birlikte müstakil olarak iştirak nafakası talep edebilecektir. Böyle bir durumda mahkemenin tarafların nüfus kayıtlarını celbederek ana-baba ve çocuk ilişkisini tespit edecek, çocuğun eğitim gördüğü (açık öğretim de bu kapsamdadır) kurumda ne zaman eğitime başladığı ve mevcut durumu, tarafların mali ve sosyal durumları, çocuğun giderleri belirlenerek yukarıda belirtilen şekilde iştirak nafakasına hükmedilecektir.
Nafakanın başlangıcı dava tarihi sona erme tarihi ise eğitimin sona erme tarihidir. Bu itibarla çocuğun eğitimine şu yada bu şekilde ara verilmesi durumunda ise değişen bu durum ve nafakanın bağlanma sebebinin ortadan kalkmasına binaen nafaka borçlusunun talebi üzerine nafakanın eğitime ara verildiği tarihten itibaren sona ermesine karar verilecektir.

Ergin olan çocuğun eğitimi sona erinceye kadarki dönemde iştirak nafakası yükümlülüğü ana ve babanın her ikisinde birlikte olduğundan ergin çocuğun sadece ana ve babasında birisinden talepte bulunması halinde aleyhine dava açılmayan ana veya babanın mali ve sosyal durumu tespit edilerek yükümlülüğün adil bir şekilde dağıtılması yoluna gidilmek suretiyle aleyhine dava açılan ana ya da babanın nafaka sorumluluğu belirlenecektir. Ancak bu sorumluluk madde gerekçesinde de belirtildiği gibi ana ve babadan durum ve koşullara göre beklenebilecek ölçüde olmak gerekir. Buradaki nafakanın aşağıda işlenen yardım nafakası ile bir ilgisi yoktur ve şartları da ayrıdır. Buradaki nafaka türündeki şartlar yardım nafakasındaki şartlara kıyasla daha hafif ve ispatı kolay niteliktedir. Kanunda ve gerekçede belirtilmemesine rağmen çocuğun örneğin bir fakülte veya yüksek okuldan sonra hemen aynı yıl veya ertesi yıl başka bir fakülte veya yüksek okula devam etmesi halinde ise artık otomatik olarak hakkı olması kanaatimce hakkaniyetle bağdaşmaz.

Böyle bir durumda çocuğun mezun olduğu bölümle ilgili olarak iş bulma ihtimali üzerinde durularak ülke şartlarına göre varsayımsal olarak hem bir işte çalışıp hem de eğitimine devam etme olanağı varsa talebin dinlenme olanağının bulunmadığına karar verilmek gerekir. Çocuğun bitirmiş olduğu bölümle ilgili yüksek lisans veya doktora yapması hallerini de bu madde kapsamında değerlendirmemek gerekir. Çünkü amaç çocuğun asgari bir eğitim almasını temindir. Ancak bu hallerde şartları varsa yardım nafakası talep hakkı vardır.
Nafaka ödemekle yükümlü olan, bütün gücüyle çalışıp borcunu yerine getirmek zorundadır. Nafaka ödemekle yükümlü olan bütün gayreti göstermesine rağmen eğitim durumuna ve manevi kabiliyetine (konumuna) uygun iş bulamadığını ve başka gelir elde edemediğini ispat edemediği sürece nafaka yükümlüsünün (varsayımsal) tahmin edilebilir gelirine göre nafakanın takdir edilmesi gerekir. Çocuk kendisine tevdii edilmemiş olan eşin her hangi bir geliri ve mal varlığı bulunmuyor, iş imkanı olduğu halde çalışmaktan kaçındığı da ispatlanamıyorsa, kendisi güçsüz olan böyle bir kişinin iştirak nafakasından sorumlu tutulması mümkün olmaz. Davacının velayet hakkına sahip ana veya baba olması (davada sıfat) dava şartıdır. Her zaman dikkate alınması zorunludur.
Nafakanın yabancı para olarak istenmesi nafaka takdirine engel değildir. Nafakanın, Yasal dayanağı açıklanmadan Türk Parası dışında yabancı para üzerinden takdiri Borçlar Kanununun 83. maddesine aykırıdır, (istisnası ise anlaşmalı boşanmada mali yükümlülüklerin tarafların anlaşmaları üzerine yabancı para ile hükmedilebilmesidir. Davalının yabancı para üzerinden nafakanın takdirine karşı gelmesi halinde ise hak kazanılması durumunda nafaka miktarının Türk Parası üzerinden belirlenmesi gerekir.
Yukarıda tedbir nafakasının irdelenmesinde belirtildiği üzere talep edilmek şartıyla hakim irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilecektir.
Evlenmenin butlanına karar verilmesi halinde bu evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyi niyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılacağından (TMK. 157), izahatı yapılan kişisel ilişki, velayet, nafaka davalarındaki usul ve esaslar aynıdır. Babalık hükmü veya tanıma ile soy bağı ilişkisinin kurulması hallerinde de çocuk için nafaka ve talep edilmiş ise kişisel ilişki kurulması hususları yukarıda belirtilen usul ve esaslara tabidir. Babalık davası ile birlikte çocuk için iştirak nafakası da istenirse ve mahkemece babalık hükmü ile birlikte nafakaya hükmedebilecektir. TMK’nın 333. maddesindeki özel düzenleme uyarınca talep halinde ve babalık olasılğının kuvvetli olduğunun anlaşılması halinde hükümden önce de çocuk için nafakaya hükmedilebilecektir. Örneğin davalının davaya konu çocuğun annesi ile ilişkisini kabul edip çocuk yapması teklifini ısrarla istemediğini buna rağmen ananın hamile kaldığını beyan etmesi ve bu durumun tanıklarla da kanıtlanması gibi.
Nafaka hükmü hakimin takdirine bağlı olup, dava tarihinde muayyen ve muaccel olmadığından yine nafaka dava sonucu verilen karar inşai mahiyette olup, karar oluşmadan nafakanın istenebilir hale gelmesi düşünülemeyeceğinden, faize dava tarihinden itibaren hüküm olunamaz. Hüküm olunan nafakaya muaccel olduğu ve borçlunun temerrüde düşürüldüğü tarihten itibaren istek varsa faiz yürütülür.
Miras bırakanın sağlığında kullanmadığı nafaka isteme hakkı, ölümü halinde mirasçıları tarafından kullanılamaz. Ancak dava açıldıktan sonra hak sahibi öldüğü takdirde mirasçılar, davayı küli halef olarak yürütebilirler.

Nafaka şahsı hak olmakla beraber dava açmakla “mameleki hak” niteliği aldığı için davalının ölümü halinde davanın mirasçılar aleyhinde devam eder ve dava günü ile ölüm tarihi arasında geçerli olmak üzere nafaka takdir edilmesi gerekir.
2- DURUM DEĞİŞİKLİĞİ HALİNDE İŞTİRAK NAFAKASININ ARTIRILMASI-EKSİLTİLMESİ VEYA TAMAMEN ORTADAN KALDIRILMASI DAVALARI
Yukarıdaki usul ve şarlarla iştirak nafakasının belirlenmesinden sonda ana- baba ve çocuk/ların durumlarındaki değişikliklere göre velayeti kendisine tevdii edilen ana-baba veya ayırt etme gücüne sahip çocuk (TMK. 329/son) iştirak nafakasının artırılmasını, velayet kendisine tevdii edilmeyen ana-baba ise iştirak nafakasının azaltılması yada tamamen kaldırılmasını talep ve dava edebilirler.
Konunun düzenlediği TMK’nın 331. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere durumun değişmesinden kastedilen; çocuğun ihtiyaçlarında veya ana ve babanın ödeme gücünde ve benzeri hayat koşullarının değişmesidir. Bu itibarla değiştirilmesi istenen iştirak nafakasının dayanağı olan önceki boşanma veya müstakil açılan iştirak nafakası dava dosyaları ve bu davalarla ilgili olarak çocuk, ana ve babanın durumlarının tespitleri çok önem kazanmaktadır. Öncelikle tarafların nüfus kayıtları yanında belirtilen dava dosyalarının getirtilip yeni dava ile ilgili olarak tarafların ihtiyaçları, sosyal ve ekonomik durumları belirlenerek davanın çözümlenmesi gerekir. Bu anlamda önceki dava dosyalarında tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile çocuğun ihtiyaçları tespit edilmemişse söz konusu dava veya davaların açıldığı tarih itibarıyla belirtilen durumlarının tespiti ile eldeki dava ile ilgili yaptırılan araştırma sonuçları ve tarafların karşılıklı delillerine göre davanın halli gerekecektir. Ne yazık ki ülkemizde tarafların sosyal ve ekonomik durum tespitleri kolluk tarafından ve ne acıdır ki açıkça müzekkereye gizli kaydıyla ve taraflara haber verilmeden araştırılması istenmesine rağmen bizzat davacı-davalıdan sorulmak suretiyle değim yerindeyse araştırmalar baştan savma yapıldığından bu konuda taraflara iddia ve savunmalarını ispat bakımından büyük görev düştüğü unutulmamalıdır. Örneğin, aylık geliri 1 milyar diye araştırma sonucu gelen tarafın cep telefonu faturası ve kredi kartı harcaması istendiğinde aylık 2 milyara yakın harcama yaptığı görülebilmekte ve bu gibi tespitlerde de mahkemece gerekçelendirilmek suretiyle ilgilinin rutin harcamasına göre sosyal ve ekonomik durum araştırılmasına değer verilmemektedir. Bu nedenle ilgililerin dava ile ilgili delillerini sağlıklı bir şekilde bildirmeleri, çocuğun eğitim gördüğü kurumla ilgili masrafları, sosyal aktiviteleri, okul ve servis ücretleri, bakıcı ücretleri, doktor, hastane gibi sağlık giderleri vb. bilgi ve belgeleri mutlaka mahkemeye sunmalarında fayda bulunmaktadır. Aksi takdirde gerek iştirak nafakası bağlanırken gerekse duruma göre iştirak nafakasının artırılması- eksiltilmesi veya kaldırılması talep edildiğinde yaşam tecrübeleri ön planda tutularak karar verilmesi sonucu doğabilecektir. Şartların (durumun) değiştiğinin ispatlanamaması halinde ise davanın reddine karar verilecektir.
3- BABALIK DAVASI İLE BİRLİKTE VEYA BABALIK HÜKMÜNDEN SONRA TALEP EDİLECEK İŞTİRAK NAFAKASI DAVASI
Çocuk ile baba arasındaki soybağının tesis edildiği bir kurum da babalık hükmüdür. TMK’nın 282. maddesi uyarınca; çocuk ile baba arasındaki soybaı, ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle olur. Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur. Babalık hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren küçük ile gerçek baba arasındaki soybağı ilişkisi aynen evlilik birliği içinde dünyaya gelen çocuğun hakları ile aynıdır. Babalık hükmü verilmeden önce nafaka talebi haline özgü olarak TMK’nın 333. maddesinde özel düzenleme yapılarak; babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hakim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya karar verilebileceğini benimsemiştir. Yani babalık davası içerisinde nafaka da istenmişse, toplanan delillere göre çocuğun babasının davalı olduğu hususunda kuvvetli deliller bulunması halinde dava tarihinden itibaren başlayacak şekilde aylık nafakaya hükmedilebilecektir. Örneğin, çocukla ilgili nesebin reddi davasında nesep reddedilmiş, mahkeme kararıyla bu durum hüküm altına alınmış, o dava dosyasında çocuğun gerçek babası da tanık olarak dinlenmiş, çocuğun kendi çocuğu olduğunu kabul etmiş ve tanıklar da ana ile gerçek baba arasındaki ilişkiyi dile getirmişlerse, babalık davasında davalı babanın gerçek baba olması ihtimali yüksek olduğundan çocuk lehine uygun bir nafakaya hükmedilecektir. Nafaka miktarının takdirinde, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme biçimleri, çocuğun gelirleri de dikkate alınır. Ayrıca talep halinde belirlenecek nafakanın gelecek yıllarda ne miktarda ödeneceğine karar verilecektir. (TKM. M. 330)
Babalık davasında hüküm altına alınan nafakanın artırılması veya azaltılması, babalık hükmünden sonra nafaka talepleri (TMK. 331) aynen boşanma kararından sonraki nafaka talepleriyle aynıdır. Örneğin çocuk reşit olmasına rağmen eğitimine devam ediyorsa kendisi eğitim süresince babalığına hüküm verilen kişiden yardım nafakası da talep edebilecektir. 4- EVLENMENİN İPTALİ DAVASI İÇİNDE VEYA EVLENMENİN İPTALİNDEN SONRA TALEP EDİLECEK NAFAKALAR
Butlan kararının hukuki neticerinde belirtildiği üzere; mahkemenin evlenmenin iptali kararına kadar taraflar arasındaki evlenme, geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. (TMK. m. 156) Bu evlilikten doğan çocuklar ana ve babanın iyiniyetli olup olmadıklarına bakılmaksızın evlilik içinde doğmuş çocuk statüsündedirler ve çocuklarla anne-baba arasındaki velayet, nafaka, şahsi ilişki vb. ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır. (TMK. m. 157) Yani evlenmenin iptali davasının devamı süresince eşlerin birbirlerine ve çocuklarına karşı tedbir nafakası, dava süresince varsa müşterek çocuğun tedbiren ana-babadan birisine bırakılması hususları aynen ilgili konularda yaptığımız açıklamalar doğrultusunda olacaktır. Mahkemece tedbir nafakaları ve şahsi ilişki hususları halledilecek, çocuk için talep edilmişse tarafların sosyal ve ekonomik durumları, çocuğun ihtiyaçlarına göre iştirak nafakasına hükmedilecek, dava sonucunda evlenmenin iptali halinde çocuğun velayetinin eşlerden hangisine verileceği belrlenerek velayet kendisine verilmeyen eş ile çocuk arasında şahsi ilişki tesis edilecektir. İleride durumun değişmesi nedenine dayalı olarak iştirak nafakasının artırılması veya azaltılması, velayetin değiştirilmesi veya kaldırılması, şahsi ilişkinin kaldırılması veya değiştirilmesi hususları boşanma davalarında yapılan açıklamalar ile aynıdır.
TMK’nın 158. maddesindeki açıklık nedeniyle evlenirken iyiniyetli olan eş lehine talep etmesi halinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları, evlenmenin iptalinden önceki yaşam düzeyleri ve yoksulluk nafakasında belirtilen kriterlere göre yoksulluk nafakasına keza şartlarının varlığı halinde maddi ve manevi taziminata hükmedilmesi mümkün olacaktır. Maddenin son fıkrası uyarınca mal rejiminin tasfiyesi ve soyadı kullanma hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanacaktır.

*Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Bulut-Velayet  (Çocukla Kişisel İliki Kurulmasi)  Ve Nafaka Davaları-Beta Yayınları
Bizi Arayın