0212 572 50 53 - blthukuk@gmail.com

Evlilik Birliğinin Yeniden Kurulamaması Hukuksal Nedenine Dayalı Boşanma Davası (Fiili Ayrılık Sebebiyle Boşanma)

EVLİLİK BİRLİĞİNİN YENİDEN KURULAMAMASI HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI BOŞANMA DAVASI (fiili ayrılık sebebiyle boşanma)* Davanın dayanağını oluşturan Türk Medeni Kanunu'nun 166?son maddesi gereği; "Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir." Bu dava türünde tamamen başarısızlık esasının kabul edildiğini görmekteyiz. Kanunumuz uyarınca fiili ayrılık başlı başına bir boşanma sebebi değildir. Şu ya da bu nedenlerle evliliği yürütemeyen eşlerin evliliklerinin ölene kadar devamını savunmak ve eşleri gerek kendileri gerek müşterek çocuklar gerekse toplum için hiçbir fayda getirmeyeceğinden artık evliliğin sonlandırılması gerektiği fikrinden hareketle bu düzenleme kabul edilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun166/son maddesine dayanan davalarda ana olgu tarafların evlilik birliğini bozmuş ve bir daha bir araya gelememiş olmalarıdır. Kanunun boşanmayı daha önce açılmış ve redle sonuçlanmış bir davaya da bağlanması öncelikle ciddi bir ayrılığı resmen belgelemeye yöneliktir.
ŞARTLARI:
1* Taraflar arasında herhangi bir nedenle daha önce açılıp redle sonuçlanan ve kesinleşen boşanma davasının bulunması gerekir. (Ülkemizde bazen yıllarca süren boşanma davalarının varlığı da düşünülecek olursa düzenlemeye her hangi bir nedenle açılıp da 3 yıllık süre içerisinde sonuçlandırılamayan ve yeniden evlilik birliğinin tesis edilememesi halini de eklemenin daha adil olacağı kanaatindeyim.)
Redle sonuçlanan önceki boşanma davasında red gerekçesinin nedenleri sonuca etkili değildir. Başka bir ifade ile yasa koyucu yalnızca kesinleşen red kararını yeterli görmüş ve önceki red kararının hukuksal gerekçesi ve nedenleri ile ilgili olarak başkaca bir unsur ve koşul aramamıştır. Bu nedenle önceki red kararı ister iddiasının ispat edilmemiş olmasına ister feragata isterse yasanın unsur ve koşullarının gerçekleşmemiş bulunmasına dayansın bütün bu yönler TMK 166/son maddesinin uygulanması açısından önemli değildir. Hangi nedene dayanırsa dayansın ortada kesinleşmiş bir red kararının bulunması, süre ve müşterek hayatın kurulamaması unsurlarının da varlığı halinde boşanma kararının verilmesi için yeterlidir. Davanın dayanağını redle sonuçlanıp kesinleşen boşanma dava dosyası oluşturduğundan tensiben söz konusu dava dosyasının celbedilerek kararın kesinleşip kesinleşmediği ve kesinleşmişse kesinleştiği tarihten iş bu davanın açıldığı tarihe kadar asgari 3 yıllık sürenin geçip geçmediği kontrol edilmelidir.

Üç yıllık süre dolmadan açılan yeni davanın reddine karar verilmesi halinde ise davacı veya davalı önceki red kararının kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıllık sürenin geçmesi halinde 166/son uyarınca dava açmaya hak kazanır. Yani sonra açılan davanın reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerinden 3 yıl geçmesini beklemeye gerek yoktur. Ancak ilk dava davacının feragatı üzerine redle sonuçlanmış ve 2. açılan davada yine davacının feregatı üzerine reddedilmişse aynı davacının 166/son maddesi uyarınca üçüncü açacağı boşanma davasında önceki ilk açtığı davanın reddi değil en son açtığı ve feragat ettiği davanın kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıllık süre başlayacaktır.
Davanın açılabilmesi için 3 yıllık sürenin dolması şartıyla herhangi bir hak düşürücü veya zamanaşımı süresi söz konusu değildir.
Red edilen davaya ait karar Türk Mahkemelerinden alınmış bir karar olabileceği gibi bir yabancı mahkeme kararı da olabilir.

Yabancı mahkemede açılan ve reddedilen dava ile ilgili kararın tanınması halinde, bu tanıma ile ilgili Türk Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesine rağmen yine evlilik birliği kurulmamış ise boşanmaya karar verilmelidir. Ancak yabancı mahkeme red kararı tanınmamış ise TMK. 166/son maddeye dayalı dava konusu olamaz.
2* Yukarıda bahsedilen 3 yıllık süre içerisinde her ne sebeple olursa olsun ortak hayatın yeniden kurulamamış olması gerekir. Süre koşulu dışında bu davadaki en önemli belki de yalnızca bu şartın gerçekleşip gerçekleşmediği problem olmaktadır.
Anlaşmalı boşanma ve bu fıkrada düzenlenen halde bir nevi evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı karinesi kabul edilmekte ve mahkemece temelinden sarsılma unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmamaktadır.
Bu davada davalının yeniden bir araya gelmedikleri yönündeki ikrarının TMK’nın 184. maddesi uyarınca bir anlamı yoktur, tanık anlatımları ve diğer delilerle bunun ispatlanması gerekir. Ancak önce 3 yıllık süre içerisinde bir araya gelmediğini kabul edip sonra aksine beyanda bulunulması halinde ise bu durum davalının aleyhine takdirde değerlendirilmelidir.
*Daha detaylı bilgi için bkz. Harun Bulut, Boşanma Davaları- Beta Yayınları
Bizi Arayın