0212 572 50 53 - blthukuk@gmail.com

Butlan Nedeniyle Evlenmenin İptali Davaları Ve Hukuki Sonuçları

BUTLAN NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVALARI*

GENEL OLARAK:
Evlenmenin butlanı; kurulmuş bir evliliğin hakim kararı ile iptal edilmesi demektir.

Mutlak butlan hukuksal nedenine dayalı olarak evlenmenin iptalinin istenebileceği sebepler TMK’nın 145. maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup belirtilen sebepler dışında başka bir sebep (örneğin muvazaalı evlenme) mutlak butlan olarak kabul edilemez. Aynı durum nispi butlan sebepleri için de geçerlidir.
A- MUTLAK BUTLAN NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVALARI
1- EŞLERDEN BİRİNİN EVLENME SIRASINDA EVLİ BULUNMASI NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI
Kanunumuz bütün uygar ülkelerde olduğu gibi tek eşliliği ve evliliği kabul etmiş bunun doğal sonucu olarak da geçerli bir evlilik sona ermeden 2. bir evliliğin yapılmasına cevaz vermemiştir. Evlenmeden kastedilen TMK’nın 124. ve devamı maddelerinde düzenlenen usul ve esaslar dahilinde yapılan evlenme olup, taraflar arasında dini veya TMK’nın belirlediği usul ve esaslar dışında yapılan birlikte yaşama evlenme olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla fiilen birlikte yaşarken taraflardan birinin yasal olarak bir başkası ile evlenmesi halinde ortada iptali gerekli yasal bir evlilik olmadığından evlenmenin iptali de söz konusu olamaz.
Bu nedenle dayalı iptal davasında mahkemece aile nüfus sicili her iki evlenme akti ile ilgili tüm bilgi ve belgeler de celbedilerek, tarafların gösterecekleri tüm delillerde toplanmak suretiyle hüküm verilecektir. Mahkemece çözümlenecek husus 2. evlenme tarihinde, taraflardan birinin evli olup olmadıklarının tespiti ve tespitinden sonra geçerli evlilik varken yapılan ikinci evliliğin iptaline karar vermekten ibarettir.
Evli iken evlenen kimsenin bu evliliğinin butlanına karar verilmesinden önce, ölüm ve başka sebeplerle (boşanma, evlenmenin feshi vs.) evvelki evlenme ortadan kalkmış bulunur ve yeni evlenen kişi (yani son defa evlenen kişi) iyiniyetli olursa butlana hükmolunmaz. (TMK m. 147/3) 2- EŞLERDEN BİRİNİN EVLENME SIRASINDA SÜREKLİ BİR SEBEPLE AYIRT ETME GÜCÜNDEN YOKSUN BULUNMASI NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI
Evlenme ehliyeti koşullarından birisi de ayırt etme gücüdür ve TMK’nın 125. maddesi uyarınca; Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez. TMK’nın 13. maddesi uyarınca da; yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.
Ayırt etme gücü, şahsın eyleminin anlam ve sonuçlarını idrak edebilme (anlama) ve bu anlayışa uygun hareket edebilme yeteneğidir. Buna göre makul surette hareket etmek iktidarı, idrak ve idare unsurlarını taşır. (Haluk Tandoğan Türk Mes’uliyet Hukuku Ankara 1961, sayfa 56), (Mustafa Dural Türk Medeni Hukukunda Gerçek Kişiler İstanbul 1977, sayfa 61), ( Jale Akipek Türk Medeni Hukuku Cilt 1 Cüz 2 Şahsın Hukuku Ankara 1961, sayfa 56). Eren’in de açıkça belirttiği gibi “… zarar görenin kusuru, ancak bu şahsın temyiz kudretini haiz olduğu hallerde kabul edilebilir. Zira her şeyden önce, temyiz kudreti ile kusur kavramı arasında yakın bir ilişki vardır. Temyiz kudreti kavramı tanımlanıp değerlendirilirken MK.13 ve 15. madde hükümleri göz önünde tutulmalıdır. Temyiz kudreti, şahsın davranışlarının mahiyet ve sonuçlarını anlayabilmesini ve bu anlayışa uygun olarak hareket edebilmesini ifade eder. Bu tariften de anlaşılacağı üzere temyiz kudreti, şahısta davranışlarının bilinç ve istemini, yani idrak ve idare unsurlarını kapsamaktadır.Temyiz kudretinin bilinç yada idrak unsuru, insanın davranışlarının saik ve kapsamını değerlendirme kudretini ifade eder; istem ve idare unsuru ise bu değerlendirmeye uygun olarak hareket edebilme yeteneğidir. Görülüyor ki irade, temyiz kudretinin önemli bir unsurudur. İradenin olmadığı veya eksik olduğu bir yerde temyiz kudretinden bahsedilemez.
Burada bahsedilen sürekli ayırt etme gücünden yoksunluk nedenleri aşağıda incelenen akıl hastalığı, yaş küçüklüğü yüzünden akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun bulunma sebepleri dışındaki sebeplerdir ve tarafların sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olup olmadıkları evlenme tarihine göre çözümlenecektir. Evlenmenin mutlak butlanla iptalini gerektiren ayırt etme gücünden yoksunluğun süreklilik arzetmesi gerekmekte olup ileride işlenen nispi butlan nedeniyle evlenmenin iptali nedeni olan evlenme sırasındaki taraflardan birisinin geçici olarak ayırt etme gücünden yoksun olması hali mutlak butlan olarak değerlendirilemeyecektir.

3- EŞLERDEN BİRİNDE EVLENMEYE ENGEL OLACAK DERECEDE AKIL HASTALIĞI BULUNMASI NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI
TMK’nın 133. maddesi uyarınca; akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler. Bu madde ile önceki kanunda bu konunun düzenlendiği 89. maddenin 2. fıkrasındaki akıl hastalarının asla evlenemeyeceklerine ilişkin mutlak hükmü ortadan kaldırmıştır. Kanun koyucu hangi akıl hastalıklarının evlenmeye engel olacak nitelikte olduklarını bilimdeki hızlı ilerlemeler ve toplumdaki değer yargılarının değişmesi düşünceleriyle bilinçli olarak belirtmemiştir. Evlenmesinde tıbbi sakınca bulunan haller Yasa Koyucu tarafından belirlenmemiş olup, bunu hekimlere bırakmıştır. Evlenme akdi hukuki bir işlem olduğundan hukuki sorumluluğu olmayan kişilerin bu işlemden yoksun kalacakları açıktır.

Adli Tıp uygulamalarında ceza ve hukuki sorumluluğun bulunmadığı haller olarak genellikle hafif ve orta sınırında zeka geriliği, orta (IQ 35-40, zeka yaşı 6-9) ve ağır zeka gerilikleri (IQ 20-25, zeka yaşı 3’ün altında) olanlar, şizofreni, paranoid bozukluk gibi akıl hastalıkları ile sosyal yıkım gözlenen madde bağımlılıkları görülmektedir.

Akıl hastalığı nedeniyle evlenmenin iptali davasında akıl hastası olduğu ileri sürülen eşe öncelikle vasi tayini gerekli olacağından, böyle bir dava ve talep üzerine öncelikle aleyhine dava açılan eşin vesayeti müstelzim halinin var olup olmadığı ve varsa vesayet altına alınması için bu eşin son yerleşim yeri vesayet makamı olan nöbetçi sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunularak vasi atanması durumunda bu davada kendisini temsil için vasiye izin verilmesi de talep olunmalı ve bu suretle taraf teşekkülü sağlanarak yargılamaya devam edilmelidir, aksine davranış kararın bozulması nedenidir. 4- EŞLER ARASINDA EVLENMEYE ENGEL OLACAK DERECEDE HISIMLIĞIN BULUNMASI NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI
TMK’nın 129. maddesinde evlenmeye engel teşkil eden hısımlık durumları tahdidi olarak belirtilmiştir. Maddedeki düzenlemeye göre:
a) Üstsoy ve altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında, b) Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında, c) Evlat edinen ile evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında evlenme yasaktır.
Kan bağı ve nesep ilişkisinin kişilerin benliğinde meydana getirdiği yapı ve düşünce biçimi itibariyle biribirine karşı cinsel arzu doğmamaktadır. İşte aileyi ve evlat ebeveyn ilişkisini kutsallaştıran ve insanları hayvanlardan ayırt eden özellik bundan kaynaklanmaktadır. Bazı kişilerde (pek ender olmak üzere) bunun aksine meydana gelen sapık eğilim ve eylemler toplumda nefret ve lanetle karşılanmaktadır. TMK’nın 129/3. bendi ile evlenme yasağı, evlat edinen ile evlatlığı veya bunlardan biri ile diğerinin alt soyu ve eşi arasında olmak üzere genişletilmiştir. TMK’nın 18/2. maddesi uyarınca kayın hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.
Maddede tek tek sayılan hısımlıklar dışında kalan hısımlar arasındaki evlilikler TMK’nın 145. maddesi kapsamı dışında olup, evlenmenin iptali nedeni değildir. Bu nedene dayalı olarak açılan davada mahkemece evlenen taraflar arasında evlenme yasağı kapsamında kalan bir hısımlık bulunup bulunmadığı bilhassa tarafların nüfus aile akit tabloları, tarafların hısımlık durularını da gösterecek tarzda celbedilerek değerlendirilecektir. Kardeşlerin ana ve baba bir yada ana bir baba ayrı, baba bir ana ayrı olmasının evlenme yasağı için bir önemi bulunmamakta olup, her durumda kardeşler arasında evlenme yasağı bulunmaktadır.
Yapılan yargılama sonucunda iddianın doğru olduğu anlaşıldığı takdirde evlenmenin mutlak butlan nedeniyle iptaline karar verilecektir. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması halinde ise geçersiz olan 2. evliliğin iptaline karar verilmesi gerekecektir.

B- NİSBİ BUTLAN NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVALARI

Nisbi butlan sebepleri TMK’nın 148, 149, 150,151 ve 153. maddelerinde sınırlı olarak sayılıp, düzenlenmiştir,
Bunlar sırasıyla; ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, yanılma, aldatma, korkutma ve küçük veya kısıtlının yasal temsilcisinin izni olmadan evlenmesi halleridir. 1- AYIRT ETME GÜCÜNDEN GEÇİCİ YOKSUNLUK NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI
TMK’nın 148. maddesinde düzenlenen ayırt etme gücünden geçici olarak yoksunluk nedeniyle butlan davasında mutlak butlan nedeni olan ayırt etme gücünden farklı olarak evlenme sırasındaki ayırt etme gücünden yoksunluğun sürekli değil, geçici olması durumudur. Aksi hal yani sürekli yoksunluk hali mutlak butlan sebebini teşkil edecektir. Bu nedene dayalı davada da yukarıda belirtilen şekilde araştırma yaptırılarak, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına göre bir karar verilecektir. Mahkemece evlenmenin yapıldığı tarihte dava açan eşin evlenme sırasında geçici olarak ayırt etme gücünden yoksun olup olmadığı hususu halledilecektir. Bunun için ne suretle araştırılma yapılması gerektiği mutlak butlan nedenlerinde açıklanmıştır. Dava açma hakkı sadece evlenme sırasında geçici olarak ayırt etme gücünden yoksun olduğunu iddia eden eşe aittir, diğer eşin dava açması kötüniyeti nedeniyle dinlenmez. İddianın sübutu halinde nisbi butlan nedeniyle evlenmenin iptaline karar verilecektir. 2- YANILMA NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI
Yanılma (hata) ; bir kimsenin, yanılarak iradesini açıklamak istediğinden ayrı şekilde beyan etmesi ( açığa vurması) dir.253 Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (Subjektif unsur), hem de dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Maddede 3 şekilde yanılma düzenlenmiştir. İlk ikisi şahısta diğeri ise vasıfta hata olarak nitelendirilebilir. Bunlardan ilki kişinin evlenmeyi hiç istemediği halde yanılarak evlenmiş olmasıdır. Mesela film çekimi sırasında senaryo gereği evlenme sahnesi canlandırılırken film zannı ile evlenme hali gibi. Diğeri, kişinin evlendiği şahısla evlenmeyi düşünmediği halde yanılarak evlenmesi durumudur ki, buna örnek olarak amiyane değimle görücü usulüyle evlenmelerde yaşanabileceği üzere, Ahmet’in Ayşe ile evlendiği inancı ile Ayşe’nin kardeşi Fatma ile evlendirilmesi gösterilebilir.

Üçüncü nisbi butlan sebebi olan yanılma hali ise maddenin 2. bendinde düzenlenen kişinin evlendiği şahsın önemli bir niteliğinde yanılarak evlenmesi halidir. Örneğin evlenmeden önce AIDS hastası olan birisiyle bu durumu bilmeyen kişinin evlenmesi, kadının göğüs ve karın bölgelerinde aşırı kıllanma, cinsel organının anormal bir yapıda bulunduğu, klitorisin çok gelişmiş olduğu, adeta bir çocuk erkeklik organı biçimi aldığı, ve cinsel organındaki anormal durumun ancak ilaç etkisiyle cinsel yaklaşmaya elverişli halde tutulmaya çalışıldığının bunun ise cinsel birleşmeye imkan vermediğini evlenmeden önce kocasından saklaması ve davacı kocanın bu durumları ilk gece öğrenmesi.
TürkMedeni Kanunu’nun 149. maddesi gereğince evlenmenin feshine karar verilebilmesi için, düşülen hatanın bizzat eşin bir vasfında olması gerektiği gibi, hatanın esaslı olması ve hatanın eşinde “bulunması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir hale koyacak derecede önemli bir vasıfta “olması gerekir.
Hata eşin niteliklerine, özellikle fiziki ve ahlaki niteliklerine ilişkin olmalıdır. Eşin ekonomik durumunun ve toplumdaki sosyal yerinin önemi olamaz.
Vasıfta hatanın evlilik sözleşmesinin bozulması nedeni sayılabilmesi için sözleşmeden önce varlığı ve karşı taraftan gizlendiğinin gerçekleşmesi gerekir. Evlenmeden sonra tarafların durumlarındaki değişiklikler ise evlenmenin iptali nedeni değil, ancak şartları varsa boşanmanın nedenini oluşturabilir. Örneğin kocanın cinsel gücü yerinde iken evlenme tarihinden sonra geçirdiği bir trafik kazası sonucu cinsel gücünü yitirmesi, evlenmeden önce her hangi bir ahlaksızlığı olmayan evli kadının evlendikten bir müddet sonra üçüncü kişilerle eşini aldatıp, iffetsiz yaşam sürmesi gibi.
Cinsel iktidarı mevcut olmasına rağmen çocuk yapma kabiliyetinin bulunmaması (kısırlık), TMK.149/2 maddesinde öngörülen ve evliliğin butlanını gerektirecek nitelikte vasıfta hatayı oluşturmaz. Taraflar arasında yapılan anlaşma gereğince sırf erkek hakkında açılan ceza davasının evlenme nedeniyle ertelenmesi ve tutukluluk durumunun sona erdirilmesi amacıyla yapılan evlenmenin TMK’nın 149. maddesi gereğince yanılma nedeniyle evlenmenin nispi butlan ile iptali mümkün değildir.
Muvazaalı evlenmeler (tayin yaptırabilmek, yurt dışında çalışabilmek amacıyla yapılan evlenmeler) butlan nedeni olmaz. Evlendikten sonra öğretmenlik için tayin yaptırılmış olması eşin fiziki ve ahlaki niteliklerine ilişkin hata kabul edilemez.
Davada ispat külfeti davacıdadır ve iddia her türlü delille ispatlanabilir. Mahkemece tarafların nüfus aile akit tablosu, gösterecekleri tanık , iddiaya göre alınacak sağlık raporu (örneğin evlenmeden önce bakire olmayan kadının bunu saklayarak eşini yanıltıp evlenmeyi sağlamış olması, iktidarsız olan erkeğin bu durumu eşinden gizleyerek evlenmeyi sağlamış olması gibi) ve tarafların diğer delileri toplanarak hüküm kurulacaktır. Vasıfta hata nedeniyle evlenmenin iptaline karar verilebilmesi için bu hatanın eş için birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez hale sokacak önemde olduğunun da ispatlanması gerekecektir. Hangi durumların bu kapsamda olduğunu ise her somut olaya ve bilhassa tarafların makam ve statüleri, yaşadıkları çevrenin değer yargılarına göre değerlendirilecektir. 3- ALDATMA (HİLE) HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI OLARAK EVLENMENİN İPTALİ DAVASI
Hile, bir kimseden, bazı hususlar gizlenerek veya mevcut durumun aksine inandırılarak onun zihninde de yanlış fikirlerin doğmasına yol açmak, yanlış izlenim uyandırmaktır. Başka bir değişle hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak, veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur.
Davamızla ilgili olan aldatma ile yanılma arasındaki ayrım; yanılmada yanılan eşin irade sakatlığında diğer eşin bir eylemi söz konusu değil iken aldatmada ise aldatan eş veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından namus ve onuru yada hastalığı hakkında evlenmeye rıza göstermesi hususunda iradesini sakatlamaya yönelik eylemin varlığının bulunmasıdır. Bu anlamda her aldatma eylemi aynı zamanda yanılmadır denebilir.
Maddede evlenmenin iptali nedeni olarak 2 tür aldatma benimsenmiştir.
Birinci aldatma olarak evlenmenin iptalini gerektiren aldatma, eşinin namus ve onuru hakkında onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından evlenmeye rıza gösterilmesidir.
Namus; bir kimseyi, kendine ya da başkalarının ona duyduğu saygıyı yok edecek biçimde davranmaktan kaçınmaya yönelten ahlak ilkelerinin tümü, Onur ise bir kimsenin kendine karşı duyduğu saygı; özsaygısı, izzetinefis, haysiyettir.
Eylemin namus ve onura ilişkin bulunması ön koşuldur, bu itibarla namus ve onur kapsamında bulunmayan nitelikler madde kapsamında değerlendirilmez. Örneğin aldatan eş veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından gasp suçunu işleyen eşin bu durumunun evlenmeden önce eşlerin geçmişleri ile ilgili anlatımlarında bundan bahsedilmesi, gizlenmiş olması, herhangi bir mesleği bulunmayan eşin çevrede kendisini örneğin mühendis olarak tanıtması ve mühendis olduğu yönünde sıradan bir insanın dahi kanacağı hileli davranışlarda bulunması ve bu sayede evlenmeyi sağlamış olması.
İkinci aldatma olarak iptal nedeni ise eşin veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından sağlık durumunun diğer eşin veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturacak bir hastalığı bulunmasına rağmen bunun diğer eşten gizlenmiş olmasıdır. Eğer hastalık diğer eşten gizlenmemiş, başka bir anlatımla onun tarafından evlenmeden önce biliniyorsa evlenmenin iptali söz konusu olamayacaktır. Her hastalık bu kapsama girmediği gibi hastalığın evlenmeden önce var olması da gerekir. Evlendikten sonra ortaya çıkan hastalığın diğer eşten gizlenmesinde maddede aranılan şartlar oluşmayacağından evlenmenin iptali nedeni değil şartları varsa ancak boşanma nedeni olabilir. Bu itibarla böyle bir davanın varlığı halinde yukarıda akıl hastalığı ve ayırt etme gücünden yoksunluk hallerinde belirtilen araştırmaların yaptırılmasının zorunlu olduğu göz ardı edilmemelidir. Keza evlenmeden önceki akıl hastalığı hali nispi değil mutlak butlan nedenidir. (Bkz. Mutlak butlan)
Kanaatimizce, TMK’nın 136. maddesinde belirtilen tarafların evlenmeye engel hastalığının bulunmadığını gösteren resmi sağlık kurulu raporu tanzim edilirken günün şartlarını karşılamayan bu düzenlemede (Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 123 ve 124. maddelerinde. Yazarın notu) belirtilen “gibi hastalıklar” ifadesinin geniş yorumlanarak bu hastalıklarla sınırlı olmaksızın aids, cinsel yolla bulaşan diğer eş ile alt soyu için ağır tehlike oluşturabilecek hepatit hastalığının (A) türü hariç tüm türleri ve tıp ilminin tespit ettiği-edeceği benzeri hastalıkların da göz önünde tutulması gerekir. 4- KORKUTMA HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI EVLENMENİN İPTALİ DAVASI
Evlenmenin iptalini gerektiren korkutma; eşin kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkuya maruz bırakılarak evlenmeye mecbur edilmesi, evlenme iradesinin bu şekilde sakatlanmasıdır. Örneğin kişinin zorla kaçırılıp evlenme tarihine kadar ve evlendikten sonra sürekli yer değiştirilerek baskı altında tutulması ve sonuçta korkunun etkisiyle evlenmesi, ölümle tehdit edilerek veya evlenmek zorunda bırakılan eşe ait başkası ile cinsel ilişkisine yönelik kasetin, çıplak resimlerinin şantaj olarak kullanılması suretiyle evlenmek zorunda bırakılması vb. Evlenmenin iptaline karar verilebilmesi için bir tehdidin var olması , bu tehdit eyleminin eş tarafından diğer eş yada yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya onuruna ilişkin olması, evlenme amacıyla diğer eşin tehdit edilmesi, tehlikenin pek yakın bir zamanda gerçekleşmesi ve ağır olması gerekir. Tüm bu şartların bulunup bulunmadığı her somut olaya göre tarafların sıfatlarına, işgal ettikleri makam, sosyal durularına ve yaşam tecrübelerine göre mahkemece takdir olunacaktır. Elbette ki ispat külfeti iddia sahibine aittir ve her türlü delille ispatı mümkündür. Bu kapsamda tanık anlatımları, tehdide ilişkin mektup, diğer delilerle desteklenen ses kasetleri,şantaj mektupları delil olarak ibraz edilebilecektir. Hemen belirtmek gerekir ki, tehdidin evlenmeden önce gerçekleşmiş olması gerekir, evlenmeden sonra yapılacak tehdit bu davanın konusunu oluşturmaz.
Yakınlardan amaç, tehdit edileninin manevi bağlarla bağlı olduğu hısımları, sevdiği, ilgi duyduğu kimselerdir. 5- KÜÇÜK YA DA KISITLININ YASAL TEMSİLCİSİNİN İZNİ OLMADAN EVLENMESİ NEDENİNE DAYALI EVLENMENİN İPTALİ DAVASI
TMK’nın 126. ve 127. maddeleri uyarınca küçük yada kısıtlıların yasal temsilcilerinin izni olmadan evlenmeleri mümkün değildir.
Dava açma hakkı münhasıran evlenme hususunda izni alınmayan yasal temsilciye (ana-baba veya vasi) aittir. Ancak bu hak küçüğün on sekiz yaşını doldurmak suretiyle ergin olması, kısıtlının kısıtlılığının ortadan kalkması veya evlenen kadının gebe kalması durumlarında ortadan kalkar.

Kanaatimizce, dava hakkının dava tarihinde dahi bulunduğunun anlaşılması durumunda ise hemen davanın kabulü yoluna gidilmeyerek TMK’nın 128. maddesindeki yasal temsilcinin haklı olmayan nedenlerle evlenmeye karşı çıktıklarının varlığının ispatlanması durumunda evliliğin ayakta tutulması yönüne gidilmesi gerekir.
Nisbi butlan nedenleri yukarıda açıklananlardan ibaret olup, TMK’nın 154 ve 155. maddeleri uyarınca kadının iddet müddeti sona ermeden veya iddet müddetinin kaldırılmasına ilişkin mahkeme kararı almadan evlenmesi, evlenmenin yetkili memur önünde yapılması şartı ile kanunun diğer şekil kurallarına uyulmadan yapılmış olması halleri butlan sebebi değildir. yetkili memur önünde yapılmayan bir evlendirme ise geçersiz olacaktır. Aynı şekilde yetkili memurun yetki bölgesi dışında örneğin muhtarın köyünde değil de ilçe merkezinde nikah kıyması halinde evlendirme işlemi yokluk ifade eder ve iptal kararı verilmesi gerekir.
Bu merasim, bir şekil şartı değil, evliliğin geçerliği, yani sıhhat şartıdır. Çünkü: Her memurun bir görev çevresi olup, bu da idari taksimatla sınırlıdır. Onun için evlendirme memuru bölgesi dışına çıkarak görev yapamaz. Diğer bir deyimle idari sınırını geçtiği an görevsiz duruma düşer. Bu itibarla, bir köy muhtarı başka bir köyde, ya da bir ilde evlendirme memuru diğer bir köy, kasaba, il ve ilçede evlendirme yapmak yetkisine sahip değildir.
Evlendirme memurunun idari görev sınırı dışına çıkarak bir evlendirme işlemi yapması halinde o yer evlendirme memurunun görevini gaspetmiş, (kanunsuz olarak elinden almış) olacağı için, yaptığı nikah yok sayılır. Eski bir deyişle böyle bir nikah sözleşmesi keenlem yekundür.
Yokluk ifade eden işlemlerden dolayı kanun koyucu hak düşürücü veya zaman aşımı gibi dava açmayı önleyici ve kısıtlayıcı süreler kabul etmemiş olup, bu çeşit işlemlerin her zaman iptalleri istenebilir.
Yokluk ifade eden işlem ve sözleşmelerde iyi niyete dayanılamayacağı gibi, bunlar her hangi bir suretle de geçerlik kazanamazlar.
Bu durumda evlenme akdinin ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.
Aynı davada hem mutlak hem de nispi butlan nedenlerine dayanılması mümkündür. Böyle bir durumda öncelikle mutlak butlan sorunu bu olmadığı takdirde ise nispi butlan sorunun çözümlenmesi gerekir. Keza evlenmenin iptali ile boşanma talepleri de aynı davada ileri sürülebilir. Bu halde de öncelikle butlan sorununun çözümü gerekir.

C- BUTLAN NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİNİN SONUÇLARI

Mahkemenin evlenmenin iptali kararına kadar taraflar arasındaki evlenme, geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. (TMK.m.156) Bu evlilikten doğan çocuklar ana ve babanın iyiniyetli olup olmadıklarına bakılmaksızın evlilik içinde doğmuş çocuk statüsündedirler ve çocuklarla anne-baba arasındaki velayet, nafaka, şahsi ilişki vb. ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

(TMK.m.157) Bu hususlarla ilgili olarak mahkemenin taleple bağlı olduğu hususlarda (örneğin boşanmadan sonra istenebilecek iştirak nafakasında olduğu gibi) resen karar vermesi mümkün değildir. Evlenmenin butlanı kararının eşler bakımından sonucu ise TMK’nın 158. maddesinde düzenlenmiş olup eşlerin iyiniyetli olup olmadıklarına değer verilerek, evlenirken iyiniyetli bulunan eşin bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunun korunacağı hüküm altına alınmıştır. Bunlar, isim, vatandaşlık, rüşt gibi evlenme ile kazanılan haklardır.

İyiniyet durumu TMK’nın 2.,3.ve 4. maddeleri kapsamında ve delil durumuna göre çözümlenecektir.

TMK’nın 159. maddesi uyarınca evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Burada evlenmenin butlanı davasının devamı sırasında eşlerden birinin ölmesi durumunda eş ve ölen eşin mirasçılarının durumu TMK’nın 181. maddesine paralel bir düzenleme yapılarak, evlenme ölümle sona ermiş bulunduğundan ve artık evlenmenin iptaline karar verilmesi de olanaksız olmakla yasal olarak sağ kalan eşin mirasçılığı da söz konusu olduğundan mirasçıların devam edecekleri davanın konusu sağ kalan eşin ölen eşin mirasçılığını engellemeye matuf sağ kalan eşin kötüniyetli olduğunun tespiti ile bunun hüküm altına alınmasından ibarettir.
Daha detaylı bilgi için bkz. Harun Bulut, Boşanma Davaları- Beta Yayınları

Bizi Arayın