0212 572 50 53 - blthukuk@gmail.com

Kişisel İlişki (Şahsi Münasebet) Nedir, Kişisel İlişki Kurulmasında Mahkemeler Nelere Dikkat Eder?

KİŞİSEL İLİŞKİ DAVALARI* GENEL OLARAK
TMK’nın 182. maddesi uyarınca mahkeme, boşanma veya ayrılığa karar verirken olanak buldukça ana ve babayı dinledikten (25.01.1996 tarihli Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca idraki muktedir yaşta bulunan çocuğun da görüşünün alınması mecburidir.) ve çocuk vesayet altına alınmışsa vasisi ile vesayet makamının da düşüncesini almak suretiyle velayet hakkını kullanma yetkisini tanıyacağı eş ve velayet hakkı kendisine verilmeyen eşle çocuk arasında şahsi ilişki kurulmasına karar verecektir.

Her ne kadar kişisel ilişki kurulması kamu düzenini ilgilendirmekte ise de çocukla kişisel ilişki kurulmasını istemediğini beyan eden ve bu beyanı da tutanağa geçirilmek suretiyle imzası alınan velayet hakkı kendisine verilmeyen eşle çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına yer olmadığına karar verilmelidir. Ancak böyle bir durumda velayeti kendisine tevdi edilmeyen eşin daha sonra kişisel ilişki talep etmesi mümkündür ve önceki beyanı davanın reddi sebebi olamaz.

Bu durum özellikle babalığa karar verilmesi halinde karşımıza çıkabilmektedir. TMK’nın 326/son maddesi uyarınca; çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velayet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin (ana-baba HB) rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz. Ana, baba ile çocuklar arasında kişisel ilişki düzenlenirken analık - babalık duygularının tatminine özen gösterilmesi zorunlu olduğu gibi çocukla ana baba arasındaki kişisel ilişki düzenlenirken ön palanda tutulması gereken husus, çocuğun yararlarıdır. Başka bir anlatımla, küçüğün bedeni ve fikri gelişimine engel olacak yada tehlikeye düşürecek şekilde bir ilişkiye müsaade edilemez. Her ne kadar ana babalık duygularının tatmini de, önemli bir faktör ise de, çatışma halinde çocuğun yararını, ana babanın yararına üstün tutmak zorunludur. Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. (TMK. 183/2) Çocuğun menfaatleri ön planda tutulmak suretiyle velayet kendisine tevdii edilmeyen eş il çocuk arasında analık- babalık duygularını sağlayacak nitelikte ve uygun süreyle bir kişisel ilişki kurulmalıdır. Bunda tarafların durumlarından ziyade çağın ulaştığı düzeye, objektif ölçülere ve yukarıda belirtilen yasal düzenlemeye göre hareket edilmeli, örneğin küçüğün çift aylarda ananın, tek aylarda ise baba yanında kalmasına karar verilerek özellikle okul çağındaki çocuğun her ay çevre değiştirmesi, eğitiminin aksatılması bu şekilde göçebe hayatı denecek bir yaşam içinde bulunmasına sebep olunacak, velayeti kullanma hakkı verilen eş çalışıyorsa —Davacının Cumartesi günleri çalıştığı ve çocuğu ile şahsi ilişki kuramayacağı nazara alınmadan her Cumartesi saat 9.00`dan akşam 17.00`ye kadar çocuk ile şahsi ilişki tesis edilmesi doğru değildir.—, velayeti kendisine tevdi edilmeyen eş ile çocuk arasında velayet tevdii olunan eşi her hafta sonları eve bağlı hale getirecek ve velayet görevini gereği gibi yerine getirmesini engelleyecek şekilde şahsi ilişki kurulamaz.

Zira bu şekilde şahsi ilişki tesisi davacı anneyi her hafta sonu eve bağımlı hale getireceği gibi, çocuğun ihtiyaçları ve bakımı ile de ilgilenmesini engeller niteliktedir. Bu anlamda eşlerin aynı şehirlerde olup olmadıkları, —Tarafların aynı yerde oturdukları anlaşılmaktadır. Velayeti anneye verilen müşterek çocuk ile davacı baba arasında her ayın belli günlerinde de şahsi ilişki kurulması gerektiğinin düşünülmemesi doğru değildir.—, şahsi ilişki sırasında velayeti kendisine tevdii edilmeyen eş ile çocuk arasındaki ilişkinin niteliği, nasıl vakit geçirdikleri hususlarına da önem verilmelidir. Unutulmamalıdır ki, kişisel ilişkinin süresinden daha önemli olan kişisel ilişki sırasında çocuk ile velayeti kendisine tevdii edilmeyen eşin nasıl zaman geçirdikleridir.

Çocukla yakından ilgilenmeyenin hiç kuşkusuz kişisel ilişki gün veya saatlerinin artırılmasına yönelik taleplerine de değer verilmemesi gerekir. Bu nedenle şahsi ilişki sırasında uzmanın hazır bulunmasının sebebinin ilişkinin başlangıcı ve çocuğun iadesi sırasında çocuğun durumunun tespiti olduğu unutulmamalıdır. Şahsi ilişki ne analık-babalık duygusunu yaşamayı engelleyecek kadar az —Müşterek çocuk 16.4.2000 doğumludur. Baba ile yalnız dini bayramların birinci günü üç saat kişisel ilişki kurulması yeterli olmadığı gibi, bu ilişkinin anne yanında tesisi de doğru bulunmamıştır.— ne de velayet hakkını kullanmayı engelleyecek, küçüğün istikbalini zedeleyecek şekilde fazla süreli olmamalı, bilhassa velayeti kendisine tevdii edilmeyen eşin çocuğu sürekli görme arzusunda olması halinde mahkemece bunun sakıncaları gerekirse uzmanlardan da yararlanmak suretiyle anlatılmalıdır. Boşanma veya ayrılık davası süresince tesis edilen kişisel ilişki sırasında tarafların tutum ve davranışları da nihai kararla kurulacak şahsi ilişkinin nitelik ve süresi hususunda mahkemece göz önünde bulundurulmalı, bu anlamda gerekirse TMK’nın 169. maddesi uyarınca kişisel ilişki kurulan eşe gerekli ihtarlar yapılarak çocuğun menfaatlerinin korunması yoluna gidilmelidir. Şahsi ilişkinin belli bir zaman diliminde (başlangıç ve bitiş saatlerini gösterir tarzda) ve infazda tereddüt yaratmayacak bir biçimde düzenlenmesi gerekir. Gerek TMK’nın 182. gerekse 183. maddesi uyarınca kişisel ilişki ile ilgili olarak gelişen olaylar, durumlardaki değişikliklere göre görüşme günleri ve saatlerinin daha sınırlı hale getirilerek azaltılması, görüşme günlerinde çocuğu kaçırarak kişisel ilişkiyi engelleyen ana-babadan çocuğun alınıp karşı tarafa verilebileceğinin açıkça ihtarı, dava süresince kendisine verilen çocuğun ana-babası veya velayet hakkını kullanma yetkisi verilen ana-babanın muvafakatı olmaksızın çocuğun yurtdışına çıkartılmasının yasaklanmasını sağlayacak şekilde tedbirler alınabilmesi mümkündür. Kural olarak kişisel ilişki çocuk ile ana ve babası arasında kurulur. Ancak kanunun gerekçesinde belirtildiği üzere, ana ve baba dışında kalan üçüncü kişilerin, özellikle de hısımların, olağanüstü sebeplerin varlığı halinde ve çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde, çocuk ile kişisel ilişki kurulabilecektir. (TMK’nın 325. maddesinin gerekçesinden) Örneğin çocuğun büyük anne ve babaları, amca teyze vb. hısımları, çocuğun bakıcısının tarafların boşanmaları halinde işten ayrılmak zorunda kalıp velayeti kendisine tevdii edilmeyen eşin de onu çalıştırmaması veya maddi imkansızlıktan dolayı çalıştıramaması halinde manevi olarak çocukla ciddi anlamda bir bağın ve karşılıklı sevgi ve saygının bulunması gibi.)

Ancak bu durumda gerekçede belirtilen tüm unsurların gerçekleşip gerçekleşmediği, bilhassa ileri sürülen sebeplerin (örneğin ana yada babadan birinin ölmesi durumunda ölenin yakın hısımlarının torun veya yeğeniyle diğer unsurların da ispatlanması halinde kişisel ilişki kurmak istemeleri kadar doğal ve insani bir talep olmasa gerekir.) olağanüstü olup olmadığı, ilişkinin tesisi halinde çocuğun menfaatlerinin zedelenip zedelenmeyeceği gibi hususlar tarafların yaşadıkları çevreler, çocuğun görüşünün alınması ve uzmanlardan inceleme rapor ve görüşleri de alınarak, celbedilecek hısımlık bağını gösterir nüfus kayıtları vb. bilgi ve belgeler değerlendirilmek suretiyle karar verilecektir. Ancak kişisel ilişkinin sıklığı ve süresinin ana-baba ile kurulacak ilişki kadar uzun olmamalıdır. Evlat edinilen küçüğün velayet hakkı, evlat edinen kişi yada kişilere geçer. (TMK 314) Evlat edinilen ile biyolojik ana ve baba arasında da kişisel ilişki kurulması gerekir. Şahsi ilişki kurulmasındaki masraflar istekçiye aittir. Kişisel ilişki belli bir koşula bağlı (örneğin anne refakatinde, tanıklar önünde, icra nezaretinde olmaksızın) olarak tesis edilemez. KİŞİSEL İLİŞKİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ-KALDIRILMASI DAVALARI Yukarıdaki surette boşanma veya ayrılık kararının kesinleştiği tarihten sonra meydana gelen değişikliklere dayanılarak kişisel ilişkinin azaltılması, artırılması veya tamamen ortadan kaldırılması dava konusu edilebilir. Ancak taraflar ve çocuğun durumunda önemli bir değişiklik olmadığı müddetçe boşanma davası ve kişisel ilişki hakkındaki davada verilen kararın kesinleşmesinden kısa bir müddet (örneğin bir-iki ay) sonra şahsi ilişkinin değiştirilmesi mümkün değildir.
Davanın dayanağını TMK’nın 183, 323,324,325. maddeleri oluşturur ve velayet hakkını kullanma yetkisinin değiştirilmesi davası ile ilgili açıklamalarımız bu dava için de geçerlidir. Mahkemece taraflar arasındaki kişisel ilişkinin tesisine yönelik kesinleşmiş boşanma veya ayrılık, evlenmenin iptali, kişisel ilişki daha sonra belirlenmiş (örneğin boşanmadan sonra tarafların müşterek çocuğu dünyaya gelmişse müstakilen velayet ve kişisel ilişkinin tesis edildiği bir dava dosyası gibi) veya değiştirilmişse bu dava dosyaları celbedilerek, varsayımlara göre değil, somut olaylar ve tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları doğrultusunda talep hakkında bir karar verilecektir. Çocuğun kendini ifade edebilme yaşında olması halinde ise mutlaka görüşünün alınması, uzmanlardan mütalaa alınması yoluna gidilmesi gerektiği de bilinmelidir.
Kişisel ilişkinin sınırları TMK‘nın 324. maddesinde belirtilmiştir.
Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi (örneğin kişisel ilişki sırasında ana-babanın karşı cinsten birisiyle çocuğun yanında uygun olmayan davranışlarda bulunması, çocuğun hoş olmayan ortamlarda bulunmaya zorlanması), ana ve babanın diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemesi, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesinin engellenmesi (örneğin, eğitim çağındaki çocuk ile velayet hakkı kendisine verilmeyen ana-baba ile her hafta cumartesi-Pazar günleri veya Pazar günleri kişisel ilişki kurulması halinde çocuğun ertesi günü okuluna gidecek olması, derslerine çalışıp hazırlığını yapması gerektiğinden bu şekildeki bir kişisel ilişki çocuğun eğitimini engelleyecek nitelik taşıyacaktır.

Bu itibarla okul çağındaki çocuğun eğitiminden dolayı Pazar günü velayeti kendisine bırakılan ana-babada olacak tarzda kişisel ilişki kurulması zorunludur.), çocuk ile ciddi olarak ilgilenilmemesi (örneğin kişisel ilişki sırasında çocukla velayeti kendisine tevdii edilmeyen eşin ciddi olarak ilgilenmeyerek çocuğu kendi başına bırakacak veya başkalarını yanına vererek parklara, tiyatro veya oyun salonlarına göndermesi, kişisel ilişki gün ve saatlerinde zamanının tümünü veya tümüne yakını çocuğuna ayırmaması, bağımsız bırakması) ya da diğer önemli sebeplerin (örneğin şahsi ilişki sırasında kendisine velayet hakkı tevdii edilmeyen ana-babanın yeni evlendiği eş veya onun çocuklarının çocuğa kötü davranması gibi.

Bu durum konunun önemine binaen her olaya göre mahkemece değerlendirilecek, değerlendirme yapılırken de çocuğun ruh ve beden sağlığı, menfaatleri ön planda tutulacaktır.) varlığının iddia ve ispatlanması halinde mevcut kişisel ilişkinin değiştirilmesi veya tamamen ortadan kaldırılması talep ve dava edilebilecektir.

Davalının celp olunan icra dosyasında kişisel ilişki günlerinde çocuğu bulundurmadığı, değişen adresini dosyaya bildirmediği ve müteaddit araştırmalara rağmen davalı adresinin bulunamadığı, böylece çocuğun davalı ile kişisel ilişkisini engellediği, davalının bu suretle çocuğun aile bağlarını özellikle fikri gelişimini kötü etkileyecek bir davranış içerisine girdiğinin anlaşılması halinde TMK’nın 183. maddesi uyarınca velayetin değiştirilmesine karar verilmesi gerekir.

*Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Bulut-Velayet  (Çocukla Kişisel İliki Kurulmasi)  Ve Nafaka Davaları-Beta Yayınları

Bizi Arayın