0212 572 50 53 - blthukuk@gmail.com

Sulh Hukuk Mahkemelerinin Görev Alanı Ve Yargılama Usulü

SULH HUKUK MAHKELERİ* Asliye hukuk mahkemesi dışındaki diğer genel mahkeme, sulh hukuk mahkemesidir.
Sulh hukuk mahkemeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile diğer kanunlarda belirtilen görevleri yerine getirir.
Aslolan görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olması nedeniyle sulh hukuk mahkemesinin görevi istisnai durumlardadır ve açıkça sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğunun belirtilmiş bulunması gerekir.
Diğer kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu dava ve işlere örnek olarak; TMK’nın 75, 84, 87, 102, 296, 358, 397, 523, 538, 550, 553, 554, 555, 589, 590, 591, 592, 593, 594, 595, 596, 597, 598, 607, 609, 612, 614, 615, 619, 620, 621, 624, 626, 631, 634, 636, 640, 642, 644, 648, 650, 653, 658, 810, 880, 915; TBK’nın 338 ve TTK’nın 82/2 maddelerinde düzenlenen dava ve işler gösterilebilir. Sulh hukuk mahkemesinin görevinin en geniş şekilde belirlendiği alan, çekişmesiz yargıya tabi işlerdir. 6100 sayılı Kanun'un 382 ve devamı maddelerinda düzenlenen çekişmesiz yargı işlerinde aksine bir düzenleme bulunmadığı müddetçe görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu kabul edilmiştir. (Md. 383) Düzenleme gereği, çekişmesiz yargıya tabi bir işin sulh hukuk mahkemesinin dışında bir mahkemede görülebilmesi ancak ve ancak özel düzenleme bulunması halinde mümkündür.
Çekişmesiz yargı, çekişmeli yargıdan farklı özellikleri bulunan bir yargı çeşididir. Bu sebeple bazı (örneğin Avusturya) ülkelerde, çekişmesiz yargı işleri için, ayrı (özel) bir yasal düzenleme bulunmaktadır. Ülkemizde çekişmesiz yargı konusunda ayrı bir kanun bulunmadığı gibi, mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu (HUMK)’nda da çekişmesiz yargıya ilişkin hükümler bulunmamakta idi. Buna karşılık, çeşitli kanunlarımızda çekişmesiz yargı ile ilgili dağınık bazı hükümler bulunmaktadır.
Bu eksikliği gidermek amacıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun, "çekişmesiz yargı" başlığını taşıyan dokuzuncu kısım hükümleri (m. 382-388) kabul edilmiştir.
Mahkemelerce bakılan ve ilgililer arasında ihtilaflı olmayan bütün işler çekişmesiz yargı işidir (Örneğin; evlenmeye izin verme, ismin değiştirilmesi, husumete izin gibi).
Buna karşılık, medeni yargıya dahil olan bütün ihtilaflı işlerin çekişmeli yargı işi (dava) olduğu da söylenemez. Çünkü, ihtilaf ihtiva etmelerine rağmen, çekişmesiz yargıya dahil olan başka işler de vardır. Bunun için de başka kıstaslar (ölçütler) gerekir:
İlgililerin özel hukuk kişilerine karşı ileri sürebilecekleri sübjektif haklarının bulunmadığı işler, (ihtilaflı olsalar bile) “sübjektif hakkın yokluğu” kıstasına göre çekişmesiz yargıya tabidir (Örneğin velayetin nez’i, vasinin azli)

Çekişmesiz yargılamaya konu işlerin düzenlendiği temel madde bu maddedir.
Bu maddede sayılan işler dışında diğer yasalarda düzenlenen çekişmesiz yargı işleri de mevcut olup bir işin çekişmesiz işlerden olması için maddede öngörülen koşullardan;
a) İlgililer arasında uyuşmazlık olmayan hâller. b) İlgililerin, ileri sürülebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı hâller. c) Hâkimin resen harekete geçtiği hâllerden her hangi birinin mevcut olması yeterlidir. Bu üç kıstastan hiç birinin mevcut olmadığı dava ve işler ise çekişmesiz değil çekişmeli yargıya tabi olup çekişmeli yargıya özgü ilkeler tatbik edilir.
Bir işin çekimesiz yargılamaya tabi bir iş olup olmadığı her somut olaya ve bu kıstaslara göre belirlenir.
HMK’nın 382. maddesinin birinci fıkrasındaki genel çerçevenin dışında; kolaylık sağlamak üzere, ikinci fıkrada öğreti ve Yargıtay kararlarında kabul edilen çeşitli çekişmesiz yargı işleri; kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya hukuku, borçlar hukuku, ticaret hukuku, icra-iflas hukuku ve çeşitli kanunlar kategorileri çerçevesinde örnek olarak sayılmıştır. Çekişmesiz yargı işleri, HMK 382/2. maddede belirtilen hallerden ibaret (numerus clausus) olmayıp, burada yer alanlar yalnızca örnek olarak belirtilen hallerdendir. HMK 382/2. maddede sayılmasa dahi, temel ölçütlere (HMK m. 381/1) uyan diğer haller de, çekişmesiz yargı işi olarak kabul edilir.
ÇEKİŞMESİZ YARGININ ÇEKİŞMELİ YARGIDAN TEMEL FARKLILIKLARI:
1. Çekişmesiz yargıda çekişmeli yargının aksine taraf kavramı bulunmadığından uyuşmazlık-çekişme-ihtilaf da söz konusu değildir. Bunun doğal sonucu olarak çekişmeli yargıda kamu düzenini ilgilendiren davalar dışında taraflarca getirilme ilkesi (HMK md. 25) geçerli olduğu halde çekişmesiz yargıda kendiliğinden araştırma ilkesi geçerlidir. Delilerin kural olarak taraflarca gösterilmesi ve hakimin delilere kendiliğinden başvuramamasına ise taraflarca hazırlanma ilkesi denir.
Dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olmasına, kendiliğinden araştırma ilkesi denir. Bu ilke kamu düzenini ilgilendiren çekişmeli ve çekişmesiz davalarda önem gösterir.
Çekişmeli yargılamada taraflarca hazırlama (ihzar) ilkesi geçerli olup taraflar iddia ve savunmalarını keza delileri kendileri bildirir. Mahkeme tarafların iddia ve savunmaları ile delileriyle yetinmek zorundadır. Mahkemece sadece keşif ve bilirkişi delili ile isticvapa kendiliğinden karar verebilir. (HMK md. 266, 268, 169)

Çekişmesiz yargılamada ise hakim önüne gelen taleple ilgili olarak talep edenin delileriyle bağlı kalmadan ve kendiliğinden taleple ilgili araştırmalar yapar, delil toplar ve talep hakkında karar verir. Yargılama konusu ile talepte bulunan tarafından tayin edilen subjektif hakkın içeriğinden ise hakim ayrılamaz. Ne var ki, kararın içeriğini saptamada hakimin geniş bir takdir hakkı vardır. Örneğin şartları mevcutsa, vesayet mahkemesi bir vasi tayin etmek zorunluluğunda olup, seçiminde kural olarak geniş bir takdir hakkına sahiptir. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Her iki yargılama usulündeki temel ilkelerin farklı olması nedeniyle aynı dava içerisinde iki ayrı yargılamaya tabi taleplerin birlikte görülmesi mümkün değildir. Davacının istemlerinin bir kısmının çekişmeli yargılamaya bir kısmının çekişmesiz yargılamaya tabi olması durumunda talepler aynı davada değerlendirilemez ve karara bağlanamaz.

Böyle durumlarda mahkemenin çekişmeli ve çekişmesiz yargılamaya tabi talepleri tefrik ederek görevli olduğu talepleri karara bağlaması görevsiz olduğu taleplerle ilgili olarak da görevsizlik nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden davanın reddine karar vermesi gerekmektedir.
2. Çekişmesiz yargıda taraflara özgü iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı söz konusu değildir.
Kendiliğinden araştırma ilkesinin bir sonucu olarak iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı engeli ile karşılaşmadan mahkemece kendiliğinden topladığı deliller sonucuna göre en doğru kararı verme hakkına sahiptir.
3. Çekişmesiz yargıya tabi işlerde verilecek karar maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz. Bunun doğal sonucu olarak çekişmesiz yargıda yargılamanın iadesi söz konusu olmaz. Çekişmesiz yargıda verilen karar her zaman her hangi bir ilgilinin talebi üzerine mahkemece değiştirilebileceği gibi kaldırılabilir ve iptal de edilebilir. Çekişmesiz yargıda verilen karar bu anlamda klasik mahkeme ilamı vasfını taşımaz, aksi ispatlanana kadar geçerliliğini koruyan bir karar vasfındadır.
4. Çekişmesiz yargı işleri istisnalar dışında maktu harca tabi iken çekişmeli yargı dava konusunun para ile ölçülüp ölçülememesine göre maktu veya nispi harca tabidir.
İstisnaen genel hükümlere göre görülen istihkak davası gibi nispi karar ve ilam harcına tabi davalar söz konusu olsa da İcra hukuk mahkemelerinde görülen davalar genelde maktu karar ve ilam harcına tabidirler.
5. Çekişmesiz yargıda mutlaka basit yargılama usulü uygulanırken çekişmeli yargıda kural yazılı yargılama usulünün uygulanmasıdır. Çekişmeli yargıda istisnaen ve açıkça basit usulün uygulanacağının belirtildiği davalarda ancak basit yargılama usulü uygulanır.
6. Çekişmesiz yargıda görevli mahkeme istisnalar dışında sulh hukuk mahkemesi iken (md. 384) çekişmeli yargıda ise sulh hukuk mahkemesinin görevi istisnaidir.
7. Çekişmesiz yargıya tabi işlerde serbestçe tasarruf yetkisi söz konusu olmadığından çekişmeli yargıdaki yemin, sulh, kabul veya feragat gibi davayı sonuçlandıran kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğuran işlemler mümkün değildir.
8. Çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlara karşı temyiz kanun yolu kapalı (md. 362/1-ç) iken çekişmeli yargıda ise sadece kanunda sayılan bazı kararlara karşı temyiz yolu kapalıdır. (md 362)
Davanın ve bozmanın çekişmeli yargıya tabi olması ve bozmanın da kamu düzenine ilişkin bir hususa ait olmaması durumunda mahkeme iki tarafında bozmaya karşı uyulması yönünde beyanda bulunmaları durumunda ortak iradelerine uygun davranmak ve bozmaya uyma kararı vermek zorundadır. 1086 sayılı HUMK döneminde davanın çekişmesiz yargılamaya tabi olması durumunda tarafların bozmaya uyulması beyanlarına rağmen mahkemenin direnme kararı vermesi mümkün iken 6100 sayılı HMK’da çekişmesiz yargıya tabi işlerle ilgili verilen kararların temyizi mümkün bulunmadığından (HMK md. 362/1-ç) artık çekişmesiz yargıda bozmaya direnme de mümkün değildir.

Bu itibarla sadece bozmanın kamu düzeninden bir hususa ilişkin olması halinde tarafların bozmaya karşı beyanlarının mahkeme açısından bağlayıcılığı yoktur. Bu ihtimalde her iki tarafında bozmaya uyulmasına karar verilmesi yönündeki beyanları mahkemeyi bağlamaz, mahkeme tarafların bu ortak mutabakatına rağmen direnme kararı verebilecektir. Yukarıda belirtilen en belirgin farklılıklar dışında çekişmesiz yargıda da çekişmeli yargıya hakim temel ilkeler aynen uygulanır. Örneğin, hukuki dinlenme hakkı çekişmesiz yargıda da uyulması gereken bir ilkedir ve hukukî dinlenilme hakkına aykırılık -bir istinaf gerekçesi ve- temyizde de bozma sebebidir. Hakkın ihlâlinin niteliğine göre, yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilebilir. Ayrıca adil yargılanma ihlâli çerçevesinde de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurulabilir. Temel kural çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, sulh hukuk mahkemesidir. Ancak özel düzenleme bulunan hallerde ise, özel düzenlemede öngörülen mahkeme görevlidir. Dolayısıyla, somut çekişmesiz yargı işinin özel olarak düzenlendiği bir yasa maddesi olup olmadığına göre o işte görevli mahkeme tespit edilir. Eğer özel düzenleme yok ise çekişmesiz yargıya tabi iş sulh hukuk mahkemesinde açılır ve karara bağlanır.
Örneğin, tapu kaydında düzeltimi isteği çekişmesiz yargıya tabi olup görevli mahkeme ile ilgili özel bir düzenleme bulunmadığından bu işte görevli mahkeme HMK md. 383 gereği sulh hukuk mahkemesidir.

Cinsiyet değişikliğine izin istemi, 6100 sayılı HMK'nın 382/2-a-2 maddesinde çekişmesiz yargı işidir ancak konu ile ilgili 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesinin 1/a bendi uyarınca görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi değil asliye hukuk mahkemesidir. Yine kıymetli evrakın zayii nedeniyle iptali istemi md. 382/2-e/6 gereği çekişmesiz yargı işi olmasına rağmen görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi değil konun düzenlendiği TTK md. 757/1 gereği asliye ticaret mahkemesidir.

Kısacası madde 382’de örnekseme sayılan işler çekişmesiz yargıya tabi işler olup bu işlerde görevli mahkemenin mutlaka sulh hukuk mahkemesi olduğunu göstermez. Sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğunun hüküm altına alındığı diğer geniş alan ise, 647 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’dur. Söz konusu Kanun’un ek-1. maddesi gereği bu kanundan doğan bütün ihtilaflarda görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Yani salt kat mülkiyeti kanundan doğan bir ihtilafta artık başkaca unsurlara bakmaya gerek olmadan görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir denecektir.
Uyuşmazlıkta Kat Mülkiyeti Kanunu uygulanacaksa, görevli mahkeme sulh mahkemesi olacaktır. Yalnız kat malikleri kurulu kararına razı olmayan veya başka bir kat malikinin ve kiracının eyleminden zarar gören kat maliki değil, Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine göre herkes uyuşmazlığını sulh mahkemesine götürecektir.
Örneğin, bir yapı veya bağımsız bölümde devre mülk hakkının çiğnendiğini ileri süren devre mülk hakkı sahibi ile yöneticinin (kat maliki olsun olmasın) yasaya aykırı gördüğü tutum ve davranışlarının düzeltilmesini isteyen kat maliki ve kiraladığı bağımsız bölümden yararlanması haksız yere kısıtlanan kiracı da bu nedenle uyuşmazlığı sulh hukuk mahkemesine götürecektir.
Yukarıda belirtilen, kanunlardaki özel düzenlemeler dışında Sulh hukuk mahkemesinin görev alanına giren dava ve işlerle ilgili olarak madde 4’te düzenleme öngörülmüştür.

Buna göre sulh hukuk mahkemesinin görev alanına giren dava ve işler işlerin diğer kanunlardaki özel düzenlemeler dışında üç temel kaynağı benimsenmiştir.
Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalarda görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir.
KİRA SÖZLEŞMESİ, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.(6098 sayılı TBK md. 299) SPA hizmeti yönetim anlaşması, rödevans sözleşmeleri de bir nevi kira sözleşmeleri olduğundan bu sözleşmelerden doğan ihtilaflarda görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Lojman tahsisi şeklindeki kira ilişkisinden kaynaklanan yan giderin tahsili talebi de bu madde kapsamına girmektedir.
İşte yukarıda tanımı yapılan kira sözleşmesinden doğan her türlü ihtilafta görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Bunun istisnası yine aynı fıkrada düzenlenmiş olup, kira sözleşmesinden dolayı İİK uyarınca ilamsız icra yolu ile tahliye istemli takip yapılması halinde ise görevli mahkeme icra hukuk mahkemesidir.
Dava konusunun temelinin kira ilişkisinden kaynaklanması yeterlidir. Örneğin, kira sözleşmesinin teminatı olarak verilen kambiyo senedinden dolayı açılacak bir menfi tespit davasında teminat altına alınan kira bedellerinin ödenip ödenmediği ihtilafı sulh hukuk mahkemesince çözümlenecektir. Eğer uyuşmazlığın temelini oluşturan sözleşme salt kira ilişkisine dayalı olmayıp başkaca hizmetleri de içeriyorsa salt kira ilişkisinden doğan ihtilaflar sulh hukuk mahkemesinin görev alanına girerken kira ilişkisi dışında ve sulh hukuk mahkemesinin görevi dışında kalan konuların da söz konusu olması durumunda artık sulh hukuk mahkemesinin görevinden bahsedilemeyecektir. Böyle bir durumda diğer genel mahkeme olan asliye hukuk veya özel mahkemelerin görevi söz konusudur.
Sulh hukuk mahkemesinin mutlak görev alanına giren diğer bir dava grubu ise, taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalardır. Müşterek veya iştirak halinde mülkiye tabi taşınır veya taşınmaz mal veya hakların paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi davası sulh hukuk mahkemesinde görülür ve karara bağlanır.
Maddedeki düzenleme uyarınca sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu diğer dava grubu ise taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalardır. Burada dikkat edilecek husus, sulh hukuk mahkemesinin görev alanının zilyetliğin korunmasına ilişkin ihtilaflar olduğudur. Taşınır veya taşınmaz mallar üzerinde zilyetliğin korunması dışında bir hakka dayalı örneğin mülkiyet hakkına dayalı ihtilaflarda ise sulh hukuk mahkemesi görevli değildir.

Bizi Arayın